CANLI
SKOR
Sinan Vardar

Sinan Vardar

Beşiktaş analiz

Yaklaşık 2 ay önce gerçekleşen Beşiktaş Divan Kurulu'ndaki konuşmamda gerekli uyarıları yapmıştım. Şunu söylemiştim; "Transfer yaparken çok dikkatli olun, hatta bu kadar borç varken yapmayabilirsiniz. "Her şeye rağmen yine transferler yapıldı. Seyrettiğimiz iki maçta oynayan futbolcularla ilgili pek negatif bir düşüncem yok ama ileriki maçlarda daha net bir değerlendirme yapacağız. Beşiktaş'ın önünde şu anda üç maçlık zor bir fikstür var: Göztepe, Kocaeli deplasmanı ve Galatasaray. Temennim, bu üç maçı da kazanıp en azından camianın yüreğine biraz su serpilmesi. Futbolu böyle özetledikten sonra elim mali konuları yazmak istemiyor ama inanılmaz yanlışlar devam ediyor.

Bu kadar düşük seviyeye inmiş hisselerin bu kadar ucuza satılması ayıptır. Nedense her gelen başkan atıp tutuyor ama kısa süre içinde gerçekler ortaya çıkıyor. UEFA'dan gelen borçlar listesinde Beşiktaş en üst sırada, ardından Trabzon, Galatasaray ve Fenerbahçe geliyor. Buna rağmen hiçbir tedbir alınmadan varlıklarımız da satılıyor. Dikilitaş Projesinde 200 milyon euro gelir elde edeceğiz diyordunuz, şimdi 100 milyon euroya düştünüz. Neden? Bakalım ilk Divan Kurulu toplantısında gerçekler ortaya çıkacak mı? Borç ne kadar arttı? Banka borcu neden ödenmedi? Tek müspet gelişme, futbolculara yıllık ödenen maaşların düşürülmesi oldu. Söylenecek o kadar çok şey var ki...

5 kuruşa Gedson Fernandes'i de sattık. Muçi'yi neden bıraktık? Semih gibi bir yeteneği neden kaybettik? Bunları daha uzun uzun yazarım ama yine de Göztepe maçını bekleyelim. Üç puan ilaç gibi olur. Bir de hakemle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Son haftalarda hakem performanslarında belirli bir düzelme var, bazı reformlar yapıldı. Biraz geç kalındı ama Göztepe maçını Ozan Ergün yönetecek. Genç neslin çok iyi yerlere gelebilecek bir hakemi; iki dil bilen, makine mühendisi, çok değerli bir kardeşimiz. İnşallah kimsenin adamı olmaz. Dürüst ve eğitimli hakemlere o kadar ihtiyacımız var ki... İnşallah Ozan bunu hak eder.

Beşiktaş “Oh” dedi

Beşiktaş maça ön alanda baskıyla başlamalıydı. Özellikle Başakşehir'in oyun kurulumunda kilit rol üstlenen stoper Opoku'ya doğru ve sürekli bir pres uygulanmadı. Bu tercih, ev sahibinin oyunu rahat kurmasına; Beşiktaş'ın ise baskı yemesine neden oldu. Direkten dönen top ve ardından Ersin Destanoğlu'nun iki müthiş kurtarışı siyah-beyazlıları oyunda tuttu. Ancak Djalo'nun hediye golüyle işler iyice zora girdi. İlk yarının sonlarına doğru tablo değişti. Güney Koreli Oh'un Opoku'ya yaptığı doğru baskı hatayı getirdi. Kazanılan top sonrası gelen gol Beşiktaş'a moral verdi.


İkinci yarıda Başakşehir oyunu kontrol eden taraftı. Beşiktaş savunmada kaldı. Ersin bir kez daha sahne aldı ve kritik kurtarışlarla takımını ayakta tuttu. Oh'un akıl dolu asistinde, sahanın en iyilerinden Orkun Kökçü klasını konuşturdu ve Beşiktaş'ı öne geçiren golü kaydetti. Maçın yıldızı tartışmasız Ersin'di. Dört pozisyonda kalesinde devleşti. Aferin evlat; gözlerinden öpüyorum. Agbadou hava toplarında güven verdi. Cerny'nin form düşüşü sürüyor. Olaitan etkisiz kaldı. Murillo ise inişli çıkışlı bir performans sergiledi. Maçın sonlarında Mustafa Hekimoğlu, çok çalışmasının mükâfatını alarak klas bir gole imza attı ve takımına üç puanı getirdi. Özkaynak düzeninden çıkan Ersin'in takımı ayakta tutması, yine özkaynaktan yetişen Mustafa Hekimoğlu'nun da skora imza atması Beşiktaş için çok ama çok değerliydi. Beşiktaş belki futbol olarak tatmin etmedi ama dünkü galibiyetle derin bir "Oh" çekti. Mehmet Türkmen'in belki her kararı doğru değildi; ancak oyunu gereksiz düdüklerle durdurmadı.

Beşiktaş’ta transfer gerçekleri ve beklentiler

Uzun sezonlardır Beşiktaş'ta transfer mühendisliği doğru yapılmayınca, ortaya çıkan sonuçlar da ne yazık ki camianın beklentilerinin uzağında kalıyor. Plansızlık, günü kurtarmaya yönelik hamleler ve istikrarsız kadro yapısı, Siyah-Beyazlıları her sezon benzer tartışmaların içine sürüklüyor. Serdal Adalı ve yönetimi, tribünlerden ve camiadan gelen yoğun tepkilerin ardından adeta can havliyle transfere yöneldi. Öyle ki bu sezon ayrılan transfer bütçesi 50 milyon Euro'nun üzerine çıktı. Bu rakam, Avrupa'da birçok kulübün bile kolayca ulaşamayacağı bir seviyeyi gösteriyor. Ancak önemli olan harcanan para değil, doğru planlama ve doğru futbolcu tercihidir.

Ben her zaman yapıcı eleştiriden yana oldum. Yapılan transferler arasında olumlu bulduklarım var. Göztepe'den alınan Junior Olaitan, fizik gücü ve oyun içindeki enerjisiyle Beşiktaş'a katkı verebilecek bir isim. Güney Kore'den transfer edilen Hyeon-Gyu Oh ise ilk maçında kazandırdığı penaltı ve hücumdaki etkinliğiyle olumlu bir izlenim bıraktı. Taraftarla kolay bağ kurabilecek bir oyuncu profili çiziyor. Savunmaya alınan Agbadou, yaklaşık bir yıldır gündemde olan bir futbolcuydu. Tek maçla kesin hüküm vermek doğru olmaz; zamanla gerçek performansını göreceğiz. Sağ bek için transfer edilen Amir Murillo hakkında olumlu referanslar aldım. Faydalı olabilecek bir oyuncu izlenimi veriyor. Hem sağ bek hem stoper oynayabilen Yasin Özcan transferini de çok yönlülüğü nedeniyle yanlış bulmuyorum.

Kaleci konusu ise soru işaretleri barındırıyor. Sergen Yalçın'ın da ifade ettiği gibi, bu bölge zamana ihtiyaç duyuyor. Ersin'e gelince; altyapıdan yetişen futbolculara her zaman özel bir sempatim vardır. Ancak haftalardır süren tepkiler Ersin'i mental olarak yıpratmış durumda. En az 4–5 maç dinlendirilmesi ve psikolojik destek alması gerektiğini düşünüyorum. İlk maçında kırmızı kart gören Kristjan Asllani ise genç bir futbolcu. Daha önce oynadığı takımlarda da istikrarlı bir çıkış yakalayamamıştı. Onu da izleyip değerlendirmek gerekiyor. Şimdi top Sergen Yalçın'da. Transferlerde teknik heyetin ağırlığı neydi, kimler istedi, kimler gitti, kimler kaldı; tüm bunlar doğru bir sentezle önümüzdeki sezonun planlamasına dönüşmeli. Bu sezon Türkiye Kupası kazanılmalı, önümüzdeki yıl ise Beşiktaş mutlaka Avrupa kupalarında yer almalıdır. İlk divan toplantısında kulübün mali yapısıyla ilgili görüşlerimi paylaşacağım. Başakşehir maçının ardından ise yeni transferlerle ilgili daha geniş değerlendirmelerimi köşe yazımda sizlere aktaracağım. Kalın sağlıcakla...

Işık var

Tribünlerin geçen maça yakın dolulukta olduğu bir akşamda, yeni transferlerle birlikte alınacak üç puan Beşiktaş adına hem moral hem de lig yarışı açısından büyük önem taşıyordu. Göztepe'nin puan kaybettiği haftada Başakşehir'in Nuri Şahin yönetiminde kazanmaya devam etmesi, bu maçın değerini daha da artırmıştı. Alanyaspor'un da haftalardır galibiyete hasret olması, karşılaşmayı iki takım adına kritik hale getirdi. Maç, iki takımın da orta sahayı kolay geçtiği, savunma sertliğinin düşük olduğu bir tempoyla başladı. Alanyaspor, 10. dakikada eski Beşiktaşlı Güven Yalçın'ın golüyle öne geçti. Golden sonra Beşiktaş'ın oyuna ağırlığını koymasını beklerken, tam aksine siyah-beyazlılar kalesinde ciddi tehlikeler görmeye devam etti. İkinci gol adeta "geliyorum" diyordu. Yenen golden sonra verilen reaksiyon, Beşiktaş gibi bir takım için kabul edilebilir değildi. Uzun süredir dikkat çektiğim bir problem yine sahnedeydi: Beşiktaş savunmasında oyuncular markajdan fazlasıyla kolay sıyrılıyor. Alanyasporlu futbolcular hatlar arasında rahatça topla buluştu ve bu durum pozisyon üretmelerini kolaylaştırdı. Ersin'in köşeden yediği gol ise takımın zaten düşen mental direncini tamamen aşağı çekti. Bu noktada Ersin'in bir süre dinlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hücumda varlık gösteremeyen Beşiktaş adına penaltıdan gelen gol psikolojik olarak önemliydi. Cerny'nin henüz 45. saniyede gördüğü sarı kart, Alanyaspor'un tüm oyun planını o kanat üzerine kurmasına yol açtı. Beşiktaş'ın önde baskı yapmaması, stoperlere rahat oyun kurma imkânı tanıdı ve rakip bu durumu iyi değerlendirdi. Güven Yalçın'a önlem alınamaması da bunun en net göstergesiydi. Duran toptan gelen gol gerçekten iyi bir organizasyondu. Orkun'un savunma arkasına attığı pas mükemmeldi ancak Cerny kaleciyi geçemedi. Hyeon-gyu Oh'un penaltıyı alması ve golü atması önemliydi. Enerjisi, hareketliliği ve oyuna kattığı dinamizm dikkat çekiciydi. Beşiktaş, 2-0 geriye düşene kadar oldukça silik bir görüntü sergiledi. Ancak skor 2-1'e geldikten sonra sahada bambaşka bir Beşiktaş vardı. Yeni transferlerle birlikte sahada daha fazla ışık gördüm. Özellikle Hyeon-gyu Oh, Olaitan ve sonradan giren Murillo olumlu sinyaller verdi. Buna rağmen Beşiktaş, kendi sahasında böyle bir maçta puan kaybetmemeliydi.

Umutlar yıkılmadı

Beşiktaş için artık tablo çok net. Siyah-beyazlıların önünde tek bir gerçek hedef var: Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanmak. Bu kupa hem sezonu moralli bitirmenin hem de Avrupa biletini almanın anahtarı. Hal böyle olunca kupadaki her maç, Beşiktaş adına bir final havasında oynanıyor. Kocaelispor deplasmanında da tablo buydu. Beşiktaş sahaya as kadrosuyla çıktı. Yeni transferler Yasin Özcan ve Oliatan, ilk kez siyah-beyazlı formayla izlediğimiz isimlerdi. Maça topa sahip olarak başlayan taraf Beşiktaş'tı. Ancak dakikalar 18'i gösterdiğinde gelen penaltı golüyle Kocaelispor'un öne geçmesi, oyunun psikolojisini değiştirdi. İlk yarıda top Beşiktaş'taydı ama sorun çok netti: İsabetli şut yoktu. Bu kadar topa sahip olup kaleyi zorlayamamak, kötü bir tabloydu.


Rafa Silva gibi bitirici bir oyuncunun eksikliği fazlasıyla hissedildi. Oliatan'ın iyi bir kumaş olduğu belli. Yeteneği var ama takım oyununu öğrenmesi gerekiyor. Taylan sağ kanatta elinden geleni yaptı fakat son paslarda etkisiz kaldı. Kartal Yılmaz yine mücadele gücüyle ön plana çıktı. Bravo Kartal, böyle devam evlat! İkinci yarıda Kocaelispor skoru koruma içgüdüsüyle geri çekilince Beşiktaş oyuna ortak oldu. Baskı arttı, oyun rakip sahaya yıkıldı. Son dakikalarda gelen penaltı golü Beşiktaş adına adeta ilaç oldu. Özellikle Orkun'un son 30 dakikada oyuna girip takımın liderliğini alması, Beşiktaş'ı ayağa kaldırdı. Fenerbahçe galibiyetinin moraliyle bakıldığında, bu deplasmandan alınan 1 puan hedefe giden yolda kabul edilebilir bir sonuçtu. Beşiktaş çok mu iyi oynadı? Hayır. Ama istenilen sonucu aldı ve umutlarını ayakta tuttu. Bu da bazen her şeydir.

Kaptan dümene geçti

Tribündeki boşluklar, aslında söylenecek çok da fazla bir şeyin kalmadığını işaret ediyor. Herhalde bu aylarda Beşiktaş tarihinde bu denli boş tribünlere pek rastlanmamıştır. Bu konudaki görüşlerimi hafta içi kaleme alacağım yazıda daha detaylı şekilde ele alacağım.

Eyüpspor maçında yaşanan beklenmedik puan kaybı, haklı olarak tepkilere yol açmıştı. Trabzonspor'un bu hafta berabere kaldığı haftada Beşiktaş'ın kazanarak, her zaman söylediğim gibi, Avrupa potasından kopmaması gerekiyordu. Devre arasında birçok oyuncuyla yollar ayrılırken, şu ana kadar doğrudan kadroya etki edecek bir transfer yapılmadı. Buna rağmen Kartal Kayra Yılmaz-Orkun Kökçü orta saha ikilisini Beşiktaş adına beğeniyorum.

Geçen gün yazımda da bahsetmiştim; Beşiktaş'ın orta sahası çok kırılgan. Konyaspor üç pasla golü buldu, orta saha çok çabuk geçiliyor. Asisti Beşiktaş'ın gönderdiği Muleka'nın yapması işin ayrı bir ironisi.
Konyaspor, baskıyı üzerine çekip kanat oyuncularını arkaya kaçırmayı maçın başından beri denedi ve bu planla golü buldu.

Golün ardından tribünlerde tepkiler devam etti. Bu tip maçlarda gole erken reaksiyon vermek büyük önem taşıyor. Beşiktaş, 1-1'i erken bularak oyuna tutundu. Golden sonra siyahbeyazlılar baskısını artırdı, pozisyonlar yakalamaya çalıştı ancak ilk yarı beraberlikle tamamlandı.
Beşiktaş ikinci yarıya tek kale başladı ve oyunu Konyaspor yarı sahasına yıktı. Konyaspor ise kendi yarı sahasında hızlı kontra ataklarla çıkmaya çalıştı. Bir süre sonra Konyaspor baskıyı kırdı ve tehlikeli ataklar bulmaya başladı. Salih Uçan ve Mustafa'nın yerine Ndidi ile Rashica oyuna dahil oldu.

Dakikalar 77'yi gösterdiğinde Orkun Kökçü, geçen haftanın ardından bu hafta da ağları havalandırdı. Kritik bir anda gelen bu golle, yazının başlığında da belirttiğim gibi, kaptan dümene geçti. Beşiktaş, geçen haftaki beraberliğin ardından üç puanı hanesine yazdırdı.
Elbette hem saha içinde hem de saha dışında konuşulacak çok konu var. Bu yazımı maça ayırdığım için; hafta içi Serdal Adalı'nın basın toplantısı, maçta Ersin Destanoğlu'nun yuhalanması, tribünlerden yükselen "istifa" sesleri ve camianın genel tepkilerine ayrıca değineceğim.

Yine hüsran

Kayserispor karşısında son dakika golüyle kazanmak Beşiktaş adına çok kıymetliydi. Moral getirdi, nefes aldırdı.
Üstelik Fenerbahçe ve Göztepe'nin puan kaybettiği bir haftada Eyüpspor maçının Avrupa potası açısından önemi tartışılmazdı.
Kadroyu görünce şunu düşündüm:
Abraham yok, Ndidi sakat, Uduokhai kart cezalısı... Buna rağmen Kartal Kayra Yılmaz – Orkun Kökçü orta saha ikilisi doğru bir tercih.
Kartal Kayra'yı özellikle beğeniyorum; mücadele ediyor, korkmuyor. Maç başladı, Beşiktaş oyunu rakip yarı sahaya yıkmaya çalıştı. Ancak böyle oynarken en büyük tehlike kontra ataktır.
Nitekim 3. dakikada Eyüpspor yakaladı o pozisyonu. Ersin olmasa maç çok erken kopabilirdi. Kalecinin hatasını Orkun affetmedi. Uzaklardan, net, kararlı bir vuruş. Beşiktaş formasıyla ilk golü. Aferin Orkun, kalite böyle gösterilir.

Ama sorunlar bitmedi. İlk maçtan beri aynı problem, hâlâ çözüm yok. Golden sonra Eyüpspor'un pozisyonları arttı. İlk yarıda bu kadar pozisyon verilmez. İkinci yarıya Eyüpspor fırtına gibi başladı. 45–55 arası adeta direklerin savaşıydı.
İkinci yarıda Beşiktaş orta sahası tamamen düştü. Eyüpspor üst üste gelmeye başladı. Gol "geliyorum" diye bağırıyordu ve geldi de. Açık söyleyeyim; ikinci yarının başındaki Beşiktaş, son yıllarda izlediğim en kötü Beşiktaşlardan biriydi.
Taylan Bulut'un 6 milyon Euro'luk bir oyuncu gibi değil, amatörce penaltı yaptırması ise ayrı bir facia. İnsan ister istemez soruyor: Bu takım nasıl kuruldu? Emre Akbaba oyuna girince merkez tamamen çöktü.
Zaten sıkıntılı olan orta saha, tamamen Eyüpspor'un kontrolüne geçti. Şans mı, kader mi, tartışılır. İdari ve mali açıdan o kadar kötü bir kadro mühendisliği yapıldı ki, artık kötü yazmak bile insanın içinden gelmiyor.
Ama kayyımla yönetilen bir Eyüpspor'u bile yenemiyorsan, artık bu camianın sesine kulak vermek zorundasın. Bu iş böyle gitmez.

Oh nihayet!

İstanbul'da soğuk bir akşam... Zaten sezon boyunca tribünlerde görülen boşluklar, dondurucu havayla birlikte daha da belirginleşti. Avrupa potasından kopmamak ve ikinci yarıya iyi başlamak adına siyah-beyazlılar için bu maçta galibiyet şarttı. Kayserispor maçı kadrosundaki 21 futbolcunun 9'unun Beşiktaş altyapısından yetişmiş olması karşılaşmanın dikkat çeken detaylarından biriydi. Beşiktaş, beklendiği gibi topa sahip olarak başladı. Oyun rakip sahaya yıkılmak istendi ancak Kayserispor topu kazandığı anlarda etkili kontrataklarla ciddi tehlikeler yarattı. Bunun temel sebebi orta sahada yaşanan sayısal dezavantajdı. Kayseri ekibi 4-4-2 dizilişiyle savunma yaparken forvetlerini merkezde konumlandırdı. Bu durum Orkun ve Kartal'ın hem baskı altında kalmasına hem de oyun kurmakta zorlanmasına yol açtı. Beşiktaş bu nedenle kanatlara uzun toplarla çıkmak zorunda kaldı. İlk yarının son bölümünde Toure'nin kaçırdığı net fırsatla skor değişmedi.

İkinci yarıda oyun tamamen kontrolden çıktı. Kayserispor net pozisyonlar buldu, Ersin Destanoğlu yaptığı kritik kurtarışlarla takımını ayakta tuttu. Maç, orta sahaların hızla geçildiği, iki kalede de gol aranan bir kaos futboluna dönüştü. 79. dakikada Salih Uçan ve Jota oyuna girerken, takımın en skorer isimlerinden Cerny'nin kenara alınması büyük bir hataydı. Bu hamlenin ardından tribünlerde sabır taştı. 80. dakikadan sonra Başkan Serdal Adalı ve yönetim istifaya davet edildi. Tepkinin temelinde yönetimsel tutarsızlıklar ve transfer hataları vardı. Göztepe, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un kazandığı, Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada Beşiktaş için kayıp kabul edilemezdi. İlk yarıda net golü kaçıran El Bilal Toure, uzatma dakikalarında kendini affettirdi ve Beşiktaş'a hayati üç puanı getirdi.

Hedef kupa!

Beşiktaş için bu sezonun en büyük hedefi hiç kuşkusuz Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanmak. Kupadaki her maç sezonun geri kalanında camia için büyük önem taşıyor. Buna rağmen tribünlerde parmakla sayılacak kadar taraftar varsa, burada ciddi bir sorun var demektir. Beşiktaş ilk kez kötü sezon geçirmiyor. Ama ilk kez bu kadar boş tribünlere oynuyor. yanlışlar, hatalı kararlar ve iletişimsizlik, camia ile tribünler arasındaki bağı kopma noktasına getirdi.

Aklıma takılan pek çok soru var.
Mert Günok gibi bir kalecinin neden Fenerbahçe'ye gitmesine izin verildi?
2 hafta öncesine kadar Uduokhai gönderilecek deniliyordu, dün ilk 11'deydi. Gabriel Paulista'nın ailevi gerekçelerine saygı duyarım. Ancak Corinthians ile anlaşması, kafalarda soru işaretleri bırakıyor.
Maça dönecek olursak... Beşiktaş, oyun üstünlüğünü elinde tutmasına rağmen ilk yarıda vasatın üzerine çıkamadı. Cerny yine çalışkanlığıyla ön plana çıktı. Taylan ilk yarıda etkisizdi ama ikinci yarıda hücuma katkı veren isimdi.
Abraham ve El Bilal Toure'nin attığı goller ölçü değil ama özgüven kazanmaları açısından çok değerli.
Demir Ege daha fazla süre almayı hak ediyor. Kartal Kayra; gösterdiği performans ve attığı nefis golle "ilk 11 benim hakkım" dedi.
Beşiktaş liderlik için avantaj yakaladı. Kocaeli deplasmanında alınacak beraberlik hedefe ulaşmak adına fırsat olacaktır. Sergen Yalçın'ın yardımcılarıyla yaşadığı sevinç, kupaya önem verdiğini açıkça gösterdi.

Yeni yılda yeni umutlar var mı?

Sevgili Beşiktaşlılar, Yeni bir yıla girerken her şeyin gönlümüzce olmasını isterdim. Beşiktaş'ımız adına umut dolu satırlar yazmayı arzu ederdim. Ancak gelinen noktada, futbol takımımız ve kulübümüzün genel tablosu maalesef buna izin vermiyor. Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Transfer konuşuluyor, transfer diye adeta yırtınılıyor... Oysa Divan Kurulu Toplantısı'nda da açıkça ifade ettiğim gibi, "Lütfen kemerleri bağlayalım; ekonomik durum hiç iç açıcı değil" demiştim. Bu, şahsi bir serzeniş değil; Beşiktaş'ı düşünen herkesin görmesi gereken bir gerçekti.


Sayın Başkan, gerek seçim sürecinde gerekse sonrasında ısrarla Dikilitaş Projesi'nin altını çiziyorsunuz. Buradan Sayın başkana sesleniyorum; lütfen bu projeyi bütün şeffaflığıyla camiaya anlatın. Öyle bir ihale süreci yürütün ki, tüm firmalar katılabilsin. Beşiktaşlılar, ihalenin kime verildiğini, ne kadar gelir elde edileceğini açıkça bilsin. Kafalarda en ufak bir soru işareti kalmasın. Borsada 1,63 TL seviyesindeki hisselerimizin sessiz sedasız satılıyor. Bu gerçekten akıllara durgunluk veren bir durum. Ekonomi toparlandıktan, hisseler yukarı taşındıktan sonra satış yapmak daha doğru olmaz mıydı Sayın Başkan? Yapılan sermaye artırımından gelen parayla, bildiğimiz kadarıyla, hiçbir borcun kapatılmamış olması da ayrı bir soru işaretidir.


Rakiplerimiz Bankalar Birliği borçlarını kapattı. Beşiktaş ise yılda yaklaşık 800 milyon TL faiz ödüyor. Bu tablo karşısında Beşiktaşlı nasıl umutlu olsun? Geleceğe nasıl güvenle baksın? İşte tam da bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bir de yılan hikâyesine dönen transfer meselesi var...Sergen Yalçın ve Serkan Reçber'in transferi yürüteceği açıklandı . Avrupa futbolunda isim yapmış scout danışmanı Eduard Graff'ın da ülkesine döndüğü ifade edildi. Oysa Sergen Hoca göreve geldiğinde bu yapıyı istemediğini net şekilde dile getirmişti. Lütfen bunları da açıkça anlatın. "Ailevi bir sorun için gitti" gibi ifadelerle geçiştirmeyin. Lütfen Beşiktaşlıları kandırmayın! Artık gerçekler; net ve şekilde ortaya çıkıyor.


Transferlerin kampa yetişeceği defalarca söylendi. Bunun özellikle altı çizildi. Ancak bugün geldiğimiz noktada ortada bitmiş tek bir transfer dahi yok. Tekrar ediyorum; beni en çok ilgilendiren konu Beşiktaş'ın geleceği ve Beşiktaş'ın ekonomisidir. transferde daha ne kadar harcama yapılacak? Hangi menajerlerle çalışılacak? Beşiktaş'ın paraları yine sokağa mı döküelecek? Borsadaki bu kötü tablo düzelecek mi? Satılacak hisseler banka kredilerini kapatmak için mi kullanılacak? Bu sorular Beşiktaşlıların sorularıdır. Ve bu soruların yanıtlarını merakla bekliyorum. Tabii unutmadan... Son hazırlık maçında altyapıdan gelen Ahmet Sami Bircan'ı attığı gol için kutluyorum.