CANLI
SKOR
Sinan Vardar

Sinan Vardar

Nasip olmaz herkese!

Beşiktaş, dün akşam sahaya genç ve mecburi bir rotasyonla çıktı. Zorunluluktan doğan bu değişim; psikolojik olarak zor bir maçta, özkaynak düzeninden gelen Ersin, Rıdvan, Kartal, Demir Ege, sonradan oyuna giren Devrim ve genç transfer Taylan ile kazanılması adına önemli ve kıymetliydi.
Ancak gerçeği de görmezden gelemeyiz. Beşiktaş'ın dünkü futbolu tat vermedi. Kendi sahasında, oyunun bazı bölümlerinde topu Çaykur Rizespor'a bırakıp rakibin hata yapmasını bekleyen bir Beşiktaş izledik. Sergen Yalçın'ın yorumculuk döneminde söylediği söz, bu maçı birebir özetliyordu:
"Beşiktaş gibi büyük takım böyle oynamaz. Bu oyun taraftarı mutlu etmez."

Dün siyah-beyazlılarda Demir Ege ve kaptan Orkun, takımı ayakta tutan isimlerin başında geldi. Oyunda kaldığı süre içinde Abraham tam bir ömür törpüsüydü. Öyle bir pozisyon harcadı ki; amatör golcüler böyle kaçırmaz!
Ancak uzun süredir Dolmabahçe'de galip gelememenin yarattığı stres, ikinci yarıda Beşiktaş'ı iyice geri itti. Çaykur Rizespor kaçırdığı net pozisyonlarla maçı koparamazken, Rashica'nın kontra atakta attığı gol Beşiktaşlılara derin bir "oh" çektirdi.
Kazanmak önemliydi ama bu galibiyet de gösterdi ki Beşiktaş'ın işi zor. İşin ilginci; Rizespor da eski gücünden oldukça uzaktı. Emirhan transferinde takasla gönderilen ve son bölümde oyuna giren Emrecan'ı izlerken, bu oyuncuya neden fazla şans verilmediğini bir kez daha sorguladım.
Özetle; Beşiktaş dün zor da olsa günü kurtardı. Ama bu futbol taraftarı mutsuz ediyor ki, tribünlerin hali de ortada. Beşiktaş ilk kez kötü bir sezon geçirmiyor ama ilk kez tribünler bu kadar boş. Bunun nedenlerini hafta içi sizlerle paylaşacağım.
Son olarak şunu da ekleyeyim: Rafa Silva'nın takım ısınmasına mont ve kar maskesiyle çıkmasına çok sinirlendim.
Portekizcesiyle söyleyeyim:
"Esta camisa é sagrada, não é para qualquer um." Yani; Bu forma kutsaldır, nasip olmaz herkese!

Kaybolan umutlar!

Dün Trabzonspor deplasmanında mücadele eden Beşiktaş, bir kez daha büyük hayal kırıklığı yaşattı. İki takımda da önemli eksikler bulunmasına rağmen maç, kalitesiz bir futbol ile dikkat çekerken, izleyenlere heyecan dolu anlar sundu. Ancak Beşiktaş'ın özellikle ikinci 45 dakikada ortaya koyduğu performans tam bir hayal kırıklıydı! Beşiktaş, ilk yarıda rakibine oranla daha kontrollü bir oyun tercih etti. Trabzonspor'un baskısını kırmak için kontraataklarla gol arayan siyah-beyazlılar, Abraham'ın attığı golle biraz moral buldu. Ancak Cerny'nin yıldızlaştığı ilk yarı, Gökhan Sazdağı'nın hatası nedeniyle ev sahibini ümitlendirdi.
Beşiktaş'ın 3-1 lehine giden maç, VAR'ın müdahalesiyle değişti. El Bilal Toure'nin kırmızı kart görmesiyle Beşiktaş 10 kişi kaldı. Tabii ki VAR'ın bir anda Beşiktaş aleyhine sahneye çıkması zaten beklenen bir gelişmeydi! İkinci yarıda 10 kişi kalan Beşiktaş, tamamen savunmaya odaklanmış bir oyun sergiledi. Bir ara Beşiktaş, 11 kişiyle kendi ceza sahasında defans yaparak maçı kurtarmaya çalıştı. Ligin bu seviyesinde bir takımın 10 kişiyle dahi böylesine çaresiz kalması üzücüydü.
Sergen Yalçın'ın stratejik hamleleri de Beşiktaş'ın galibiyetine engel oldu. Rashica'nın oyundan alınması tam bir akıl tutulmasıydı. Bu değişiklik, Beşiktaş'ın oyununu daha da kısıtladı. Ersin, 3 gol yemesine rağmen kurtarışlarla dikkat çekti. Ancak takımın genel oyun anlayışını göz önünde bulundurunca, Bir kalecinin bu kadar çok müdahale yapması, savunma hattındaki eksikliklerin ve organizasyon eksikliğinin açık göstergesiydi. Yıllardır süren transfer hataları ve belirsizlikler daha da belirginleşti. Beşiktaş'ın tek hedefi Türkiye Kupası olacak gibi. Yönetim ve teknik heyetin çözüm üretmesini boşuna bekler gibiyiz! Lütfen şapkalar öne beyler! Bu gemi böyle yürümez!

Beşiktaş geleceğini düşünmeli!

Beşiktaş'ta futbol anlamında işler iyi gitmezken, hakem hatalarının da siyahbeyazlılar aleyhine devam ettiği bir dönemdeyiz. Bu tablo, şampiyonluk iddiamızın artık mucizelere kaldığını açıkça gösteriyor. Akıllı bir yönetim, şimdiden gelecek sezonun planlamasını yapmak için adımlar atardı; ancak görünen o ki böyle bir niyet yok. Uzun yıllardır sürdürülen yanlış transfer politikaları ve menajer etkisiyle şekillenen süreçler, hem sportif başarısızlıkların hem de kulübün mali açıdan iç açıcı olmayan durumunun temel sebebidir. Bir Beşiktaşlı ve futbol adamı olarak görüşüm şudur: Ara transfer döneminde kulübü maddi açıdan zorlayacak hamlelerden kesinlikle kaçınılmalı ve Beşiktaş'a uzun yıllar hizmet edebilecek, gelecekte yüksek bedelle satılabilecek oyunculara yönelinmelidir. Mevcut yapıya baktığımızda ise transfer komitesinde futbolun içinden gelen yeterli sayıda ismin olmadığı görülüyor. Görevi tam olarak tanımlanamayan, sportif direktör mü yoksa yardımcı antrenör mü olduğu bile belli olmayan bir pozisyonda bulunan Serkan Reçber'in bu süreçte etkili olabileceğine dair en ufak bir işaret yok. Sayın Başkan'ın bugüne kadar yapılan transferlerde bir başarı gösteremediği, hatta iki genç oyuncu kontenjanının dahi doldurulmadığı ortadadır.


Beşiktaş'ın yeni transferler yapmadan önce, başta Rafa olmak üzere kadrodaki sorunları çözmesi gerekmektedir. Alman Ümit Milli Takımı'nda oynayan ve 6 milyon euro maliyetle kadroya katılan Taylan Bulut'un da artık düzenli olarak ilk 11'de değerlendirilmesi şarttır. Bu kadroyla en azından Ziraat Türkiye Kupası'nın kazanılması zorunluluktur. Bununla birlikte, transfer sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için güçlü bir futbol yapılanması kurulmalı ve bu süreçte benim de görüşüm alınmalıdır. Kulübün geleceği için, futbol yönetiminde başarı elde etmiş isimlerle birlikte profesyonel bir transfer komitesinin oluşturulması artık kaçınılmazdır.


Hepinizi bekliyorum. Sevgili dostlarım iki haftadan bu yana; İzmir'den tüm ulusal yayın yapan Egemax TV'de usta gazeteciler; Erce Kaftan ve Mutlu Yılmaz'la birlikte ekran başında oluyorum. Pazartesi günü saat 21.00'de ekran başında buluşalım.

Herkese var, Beşiktaş'a yok

Fenerbahçe'nin berabere kaldığı haftada siyah-beyazlıların artık puan kaybına tahammülü yoktu. Karşılarında ise Burak Yılmaz'la ciddi bir çıkış yakalayan Gaziantep vardı. Maça iyi başlayan Beşiktaş, maçın hemen başında Gökhan Sazdağı'nın yaptığı inanılmaz basit bir hatayla golü kendi elleriyle rakibine ikram etti ve ne olduysa o an oldu... Yarı otomatik VAR sistemi ekrana geldi ama teknoloji Beşiktaş söz konusu olunca nedense körleşti! Pozisyonda apaçık bir ofsayt. Siyah-beyazlıların oyun kurma problemi artık kronik hâle geldi. Bekler bindiremiyor, orta yapamıyor, adam eksiltemiyor. Böyle büyük bir kulübün bekleri bu kadar etkisiz olamaz. Sahada düzen yok, plan yok... Kaos futbolu! Gaziantep neredeyse her hızlı hücumda pozisyona girdi; Beşiktaş savunması alarm veriyor.

35'te Gaziantep kalecisinin ikramıyla gelen gol nefes aldırdı. Fakat ilk yarının sonunda Jota'ya yapılan müdahale yüzde yüz penaltıydı. Hakem Kadir Sağlam da VAR'daki Halil Umut Meler de bunu es geçti. Üstüne bir de oyuncu sakatlandı! Ofsayttan yenen gol, verilmeyen penaltı... İlk yarı tam bir hakem faciasıydı. İkinci yarıda Bayo'nun antrenmanda bile zor atacağı golle Gaziantep yeniden öne geçti. Bu kadar rahat dönüp vuruş yapmasına izin verilmesi kabul edilemez. Neyse ki Abraham'ın golü çabuk geldi ve Beşiktaş skoru eşitledi. Ancak üstünlük golü bir türlü gelmedi. Siyah-beyazlılar sahadan beraberlikle ayrılarak çok değerli iki puanı daha çöpe attı. Burak Yılmaz'ın teknik adamlık yolculuğunu beğendiğimi daha önce de söylemiştim. Kendini geliştirmeye devam ediyor. Beşiktaş'tan kiralanan Tayyip Talha da başarılı bir oyun ortaya koydu. Sonuç mu? Beşiktaş iyi oynasa da kazanamıyor. Ve yine herkes için çalışan VAR, Beşiktaş'ın kapısında arıza veriyor!

Beşiktaş nefes aldı!

Stadında maç oynayamayan, adeta sürgün hayatı yaşayan Karagümrük karşısında tribünlerde hem kırmızı-siyahlı hem de Siyah-Beyazlı az sayıda taraftar vardı. Atmosfer zayıftı ama Beşiktaş'ın bu maçı kazanması şarttı.
Maça baskılı başlayan taraf Beşiktaş oldu ancak oyunun organizasyon tarafındaki aksaklıklar yine göze çarptı. Siyah-Beyazlı ekip istekliydi fakat oyun bütünlüğü bir türlü sağlanamadı. Kornerler Beşiktaş'ın en büyük hücum silahıydı ve golün de böyle gelmesi şaşırtmadı.

Orkun Kökçü, milli maçtaki formunu sahaya taşımaya çalıştı. Takımın maestrosu gibi oyunu yönlendirdi, tempoyu ayarladı Uzun süredir yedek kalan Jota Silva bulduğu fırsatı harika değerlendirdi. Hem golü hem de sergilediği oyunla gecenin en parlayan ismiydi.
Beşiktaş dün 90 dakika boyunca golü arayan taraftı. Cengiz Ünder kaçırdığı penaltı nedeniyle eleştirilecek olsa da Beşiktaş'ın ürettiği hemen her tehlikeli atakta onun dokunuşu vardı. Sürekli denedi, zorladı, oyunu hareketlendirdi.
Toure zaman zaman etkisiz görünse de attığı golle Beşiktaş'a büyük bir nefes aldırdı. O gol, Siyah-Beyazlı taraftarların derin bir "oh" çekmesini sağladı. Maçın on anlarında Demir Ege'nin verilmeyen golü çok klastı.
Bu genç yetenek neden yedek anlamakta zorluk çekiyorum.
Böyle gergin maçlarda bazen oyundan çok skor önemlidir; Beşiktaş da dün bunu aldı.

Karagümrük cephesinde ise durum iç açıcı değil. Atakan Çankaya'nın mücadelesi ve kaleci Grbic'in kurtarışları takımını ayakta tuttu ama bu çaba ligde kalmak için yeterli görünmüyor.
Sonuç olarak Beşiktaş kritik bir virajı döndü fakat oyun olarak hâlâ gelişime ihtiyaç var. Bu galibiyet bir seriye dönüşmezse alınan 3 puanın değeri eksik kalır. Siyah-Beyazlı takımın hem oyun disiplinini hem de hücum düzenini güçlendirmesi şart. Beşiktaş, nefes aldı ama bu performansın üzerine koymak zorunda.

Martı da ilaç olmadı!

Yaralı martının sahaya inişi ve maçın ilk yarısında 22 oyuncuya eşlik etmesi... Efsane Başkan Süleyman Seba'nın o unutulmaz sözünü bir kez daha hatırlattı bize: "Bir gün beni özlediğinizde sizin yanınıza bir martı olarak geleceğim." Evet Büyük Başkan... Seni çok özledik. Hem de her geçen gün daha çok. Tıklım tıklım tribünler, büyük bir coşku vardı Dolmabahçe'de. Ama sahadaki Beşiktaş organize değildi. Samsun'un maçın başından itibaren kurduğu baskı, gol arayan takım görüntüsü vermesi içime pek sinmedi. Sanki tersine dönen bir oyunun ilk işaretleri gibiydi. Beşiktaş'ın ilk şutu, dakikalar 30'u gösterdiğinde Cerny'nin kaleyi bulmayan vuruşuydu. İşte o ana kadar topa sahip gibi görünse de aslında oyuna sahip olan takım Samsunspor'du.


Futbol bazen böyle adaletsizdir; kahramanlıkla hata arasındaki mesafe bir nefes kadar. 1-1'den sonra Beşiktaş da, tribünler de pes etmiş gibi oldu. Kara bulutlar çöktü sanki. Ama bir mesele var ki, en az skor kadar can acıtıcı: Sahanın en iyilerinden Rıdvan ve Salih'i yuhalamak da ne demek? İkisi de hak etmedi protestoyu! Yapmayın! Samsunspor'a ayrı bir parantez açmak lazım. Ligin en iyi ekiplerinden biri olduklarını bir kez daha gösterdiler. Holse önderliğinde, bir dakika bile durmadan, oyunu çirkinleştirmeden, dimdik bir mücadele...


Bu kadar hakem hatalarının konuşulduğu bir dönemde ise Atilla Karaoğlan'ın yönetimi harikaydı. Beşiktaş büyük takım... Bu kara bulutları dağıtacak gücü de, karakteri de, tarihî de var. Ama önce saha içi organizasyonu, sonra zihinsel direnci yeniden inşa etmek şart. Sayın Başkan keşke buraya kadar getirmeseydin! Sakin bir kafayla düşün bakalım nerelerde büyük yanlışlar yaptın? Lütfen; taraftarın istifa seslerine kulak ver.

Türk futbolunun kurtuluşu

Türk futbolunda önemli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun başlattığı bahis operasyonunu sonuna kadar destekliyorum. Bu operasyonun amacı sadece birkaç ismi yakalamak değil, Türk futbolunu yıllardır kirleten sistemi temizlemek olduğuna inanıyorum. Umarım kısa süre içinde adalet yerini bulur ve Türk futbolu yeniden güven kazanır. Bu operasyon, futbolumuzu karartan karanlık ilişkilerin açığa çıkması için tarihi bir fırsattır. Benim gönlüm rahat. Beşiktaş'ın karakterli isimleri olan Necip Uysal ve Ersin Destanoğlu gibi futbolcuların böyle bir işe bulaşacaklarına inanmıyorum. Ancak suçlular kim olursa olsun, hak ettikleri cezayı mutlaka almalı. Kulüpleri batıran sahtekar yöneticiler unutulmasın. Bu operasyon, yalnızca futbolculara değil, kulüpleri borç batağına sürükleyen başkanlara da uzanmalı.


Son yıllarda bazı menajerlerle gizli ortaklık yapan yöneticiler, kulüplerin parasını hortumladı, tarihi kulüplerimizi batma noktasına getirdi. Taraftarlarımız yıllardır kulüplerinin nasıl borç batağına sürüklendiğini üzüntüyle izliyor. Bu noktada TFF ve devlet yetkilileri harekete geçmeli, TBMM'de kabul edilen Spor Yasası tam anlamıyla uygulanmalı. Kulüpleri yönettikleri dönemlerde borca sokan başkanlar ve yöneticiler yargı önünde hesap vermeli. Türk futbolunun kurtuluşu özkaynak düzeninde Türk futbolunun kurtuluşu, genç yeteneklerin keşfedilmesi ve öz kaynak düzeninin yeniden ayağa kaldırılmasıyla mümkündür. Ülkemizin gençleri inanılmaz yetenekli; sadece doğru yönlendirme ve fırsat verilmesi gerekiyor. Artık modası geçmiş yabancı futbolcuların çöplüğü olmaktan çıkmalıyız. Türk futbolu, gençliğine dönerse yeniden ayağa kalkar. Bu ülkenin çocukları Avrupa'nın en yetenekli gençleri arasında. Onlara güvenelim, sabredelim ve geleceğimizi inşa edelim. Bu süreç, Türk futbolu için bir temiz sayfa olmalı. Gerçek adalet sağlanırsa, futbolumuz yeniden ayağa kalkar.

Hele şükür Beşiktaş!

Beşiktaş, Antalya deplasmanına fırtına gibi başladı. Takım olarak arzu, istek ve enerji tavan yaptı. Abraham'ın erken golü hem takıma hem taraftara moral verdi. Siyahbeyazlı futbolcuların gözündeki ciddiyet ve oyundaki disiplin, özlenen Beşiktaş'ı hatırlattı. Cengiz Ünder her zamanki gibi farkını gösterdi. Kornerden yaptığı müthiş ortada Djalo'nun golüyle Beşiktaşlıları keyiflendirdi. El Bilal Toure savunmayı zorladı, Cerny ise oyunu aklıyla yönlendiren isimdi. Bu üçlü, ilk yarının kilit oyuncuları oldu.
Ancak ikinci yarıda sahada bambaşka bir Beşiktaş vardı. Topu ve oyunu rakibe veren, temposu düşen bir takım izledik. Ligin formsuz ekiplerinden Antalyaspor bile bu düşüşten cesaret aldı. Boli'nin golüyle umutlanan ev sahibi, Jota Silva'nın son dakikadaki golüne kadar Beşiktaş'ı zorladı. Bu takımın en büyük problemi istikrarsızlık!
Bir devre fırtına gibi oynayıp diğer devre oyunu bırakmak, Beşiktaş'a yakışmıyor. Cerny mutlaka sahada kalmalı, Jota Silva daha fazla süre almalı. Ancak Rıdvan Yılmaz'ın geriye gidişi endişe verici. 3 puan güzel ama oyun hâlâ güven vermiyor. Yine de ilk 30 dakikadaki o iştah ve disiplin umut vericiydi. Bu enerji 90 dakikaya yayılırsa Beşiktaş yeniden ayağa kalkar. Genç teknik adam Murat Kaytaz da maç öncesi ve sonrası açıklamalarıyla beğenimi topladı. Genç ve akademik kariyeri olan pırıl pırıl bir isim. Saha kenarında duruşu, özgüveni ve bilgisiyle Beşiktaş'a yakıştı.

Ne oluyor Beşiktaş’ta

Öncelikle dünkü mali kongrede yaşananlar Beşiktaş gibi büyük bir camiaya yakışmadı. Yönetim adeta hokus pokusla ibra edilirken, bu konuyla ilgili yazımı hafta içinde kaleme alacağım.

Gelelim derbiye... Beşiktaş maça müthiş başladı. Fenerbahçe'nin eli kolu bağlanmıştı. Siyah- Beyazlı takım, muhteşem taraftarının desteğiyle El Toure'nin bir gol bir asistiyle henüz 22. dakikada 2-0 öne geçti. El Toure fırtına gibi eserken, Emirhan'ın son haftalardaki formunu derbi golüyle süslemesi alkışlanacak bir olaydı. Ama her şey bu kadar iyi giderken, Orkun Kökçü inanılmaz bir hata yaptı ve takımını 10 kişi bıraktı. Böyle bir hareket, genç yaşında Beşiktaş'a kaptanlık pazubandı takmış bir oyuncuya hiç yakışmadı. Ardından Teknik Direktör Sergen Yalçın'ın kırmızı kart görmesiyle Beşiktaş saha kenarında da yalnız kaldı. Fenerbahçe'nin geri dönüşü sürpriz olmadı. 2-2'ye gelen ilk yarının ardından Beşiktaşlı futbolcular ikinci yarıda iyi direndi, hatta rakibine zaman zaman zor anlar yaşattı. Talisca'nın ikinci yarının başlamasıyla oyuna girmesi sarı-lacivertli takımı frenlediği, Beşiktaş'ı ateşlediği de bir gerçekti.

Maç berabere bitebilir miydi derken, Emirhan'ın yaptığı o büyük hata gecenin kaderini belirledi. İyi başlayan bir derbinin, Beşiktaşlı taraftarlar için anlatılamayacak bir kabusa dönüşmesi büyük bir hayal kırıklığı oldu. Milyon dolarların sokağa döküldüğü bir sezon daha bitti! Söylenecek, yazılacak çok şey var... Beşiktaş bir bir eriyor. Yönetimiyle, kaptanıyla, teknik direktörüyle... Bu camia, bu berbat tabloyu hak etmiyor. Beşiktaşlılar üzülüyor, ama kimin umurunda? Bu büyük taraftardan utanın!

Titanic Batıyor

Geçtiğimiz günlerde hepimizi derinden üzen bir haberle uyandık... Kıymetli dostum, kardeşim, yıllarca televizyon ekranlarında birlikte program yaptığım, özel hayatımda da dostluğunu her zaman hissettiğim Faik Çetiner'i kaybettik. Faik, çok iyi bir gazeteciydi, çok iyi bir yorumcuydu. Son yıllarda gerektiği değeri görememesine üzülüyordu. Ben de elimden geldiğince yanında olmaya çalıştım. İyi ki de olmuşum... Çünkü Faik Çetiner adamdı! Gerçek dosttu, mertti, iyi bir insandı...

Bugün Beşiktaş'ta yaşananlara bakınca ister istemez aklıma "Titanic batıyor" benzetmesi geliyor. Evet, gemi su alıyor ama hâlâ köprü üstünde dans edenler, şarkı söyleyenler var... Bu batışı seyredenler, çok yakında pişman olacak. Borçlar füze gibi yükseliyor. Yanlış transfer politikaları, kötü kadro mühendisliği, yıllardır gizlenen usulsüzlükler... Koca çınar, artık ayakta kalmakta zorlanıyor. Ama kimsenin umurunda değil gibi! Üstelik derbi öncesinde bile oyunlar dönüyor. Maç günleri özellikle seçiliyor, kongre üyeleri otobüslerle taşınıyor. Bırakın herkes vicdanıyla oy kullansın! Beşiktaş'ın kaderi masa başında değil, kalpte yazılır!

Bir maç bileti uğruna saf değiştiren sözde Beşiktaşlılara da yazıklar olsun. Gerçek Beşiktaşlılık; kulübün çıkarını her şeyin önünde tutmaktır. Beşiktaş, kimsenin menfaat kapısı değildir! Ama yine de umudumu kaybetmiyorum. Ben Beşiktaş camiasının sağduyusuna inanıyorum. Gerçek Beşiktaşlılar, günü kurtarmaya çalışanlardan daha kalabalık. Doğruyu göreceklerine, bu kulübü menfaat ağlarından temizleyeceklerine yürekten inanıyorum. Ve futbolun değişmeyen gerçeğiyle bitireyim... Derbinin sonucu belli olmaz. Ama benim hislerim diyor ki: Kartal, Kanarya'yı yenecek!