Sinan Vardar

Sinan Vardar

Kaptan dümene geçti

Tribündeki boşluklar, aslında söylenecek çok da fazla bir şeyin kalmadığını işaret ediyor. Herhalde bu aylarda Beşiktaş tarihinde bu denli boş tribünlere pek rastlanmamıştır. Bu konudaki görüşlerimi hafta içi kaleme alacağım yazıda daha detaylı şekilde ele alacağım.

Eyüpspor maçında yaşanan beklenmedik puan kaybı, haklı olarak tepkilere yol açmıştı. Trabzonspor'un bu hafta berabere kaldığı haftada Beşiktaş'ın kazanarak, her zaman söylediğim gibi, Avrupa potasından kopmaması gerekiyordu. Devre arasında birçok oyuncuyla yollar ayrılırken, şu ana kadar doğrudan kadroya etki edecek bir transfer yapılmadı. Buna rağmen Kartal Kayra Yılmaz-Orkun Kökçü orta saha ikilisini Beşiktaş adına beğeniyorum.

Geçen gün yazımda da bahsetmiştim; Beşiktaş'ın orta sahası çok kırılgan. Konyaspor üç pasla golü buldu, orta saha çok çabuk geçiliyor. Asisti Beşiktaş'ın gönderdiği Muleka'nın yapması işin ayrı bir ironisi.
Konyaspor, baskıyı üzerine çekip kanat oyuncularını arkaya kaçırmayı maçın başından beri denedi ve bu planla golü buldu.

Golün ardından tribünlerde tepkiler devam etti. Bu tip maçlarda gole erken reaksiyon vermek büyük önem taşıyor. Beşiktaş, 1-1'i erken bularak oyuna tutundu. Golden sonra siyahbeyazlılar baskısını artırdı, pozisyonlar yakalamaya çalıştı ancak ilk yarı beraberlikle tamamlandı.
Beşiktaş ikinci yarıya tek kale başladı ve oyunu Konyaspor yarı sahasına yıktı. Konyaspor ise kendi yarı sahasında hızlı kontra ataklarla çıkmaya çalıştı. Bir süre sonra Konyaspor baskıyı kırdı ve tehlikeli ataklar bulmaya başladı. Salih Uçan ve Mustafa'nın yerine Ndidi ile Rashica oyuna dahil oldu.

Dakikalar 77'yi gösterdiğinde Orkun Kökçü, geçen haftanın ardından bu hafta da ağları havalandırdı. Kritik bir anda gelen bu golle, yazının başlığında da belirttiğim gibi, kaptan dümene geçti. Beşiktaş, geçen haftaki beraberliğin ardından üç puanı hanesine yazdırdı.
Elbette hem saha içinde hem de saha dışında konuşulacak çok konu var. Bu yazımı maça ayırdığım için; hafta içi Serdal Adalı'nın basın toplantısı, maçta Ersin Destanoğlu'nun yuhalanması, tribünlerden yükselen "istifa" sesleri ve camianın genel tepkilerine ayrıca değineceğim.

Yine hüsran

Kayserispor karşısında son dakika golüyle kazanmak Beşiktaş adına çok kıymetliydi. Moral getirdi, nefes aldırdı.
Üstelik Fenerbahçe ve Göztepe'nin puan kaybettiği bir haftada Eyüpspor maçının Avrupa potası açısından önemi tartışılmazdı.
Kadroyu görünce şunu düşündüm:
Abraham yok, Ndidi sakat, Uduokhai kart cezalısı... Buna rağmen Kartal Kayra Yılmaz – Orkun Kökçü orta saha ikilisi doğru bir tercih.
Kartal Kayra'yı özellikle beğeniyorum; mücadele ediyor, korkmuyor. Maç başladı, Beşiktaş oyunu rakip yarı sahaya yıkmaya çalıştı. Ancak böyle oynarken en büyük tehlike kontra ataktır.
Nitekim 3. dakikada Eyüpspor yakaladı o pozisyonu. Ersin olmasa maç çok erken kopabilirdi. Kalecinin hatasını Orkun affetmedi. Uzaklardan, net, kararlı bir vuruş. Beşiktaş formasıyla ilk golü. Aferin Orkun, kalite böyle gösterilir.

Ama sorunlar bitmedi. İlk maçtan beri aynı problem, hâlâ çözüm yok. Golden sonra Eyüpspor'un pozisyonları arttı. İlk yarıda bu kadar pozisyon verilmez. İkinci yarıya Eyüpspor fırtına gibi başladı. 45–55 arası adeta direklerin savaşıydı.
İkinci yarıda Beşiktaş orta sahası tamamen düştü. Eyüpspor üst üste gelmeye başladı. Gol "geliyorum" diye bağırıyordu ve geldi de. Açık söyleyeyim; ikinci yarının başındaki Beşiktaş, son yıllarda izlediğim en kötü Beşiktaşlardan biriydi.
Taylan Bulut'un 6 milyon Euro'luk bir oyuncu gibi değil, amatörce penaltı yaptırması ise ayrı bir facia. İnsan ister istemez soruyor: Bu takım nasıl kuruldu? Emre Akbaba oyuna girince merkez tamamen çöktü.
Zaten sıkıntılı olan orta saha, tamamen Eyüpspor'un kontrolüne geçti. Şans mı, kader mi, tartışılır. İdari ve mali açıdan o kadar kötü bir kadro mühendisliği yapıldı ki, artık kötü yazmak bile insanın içinden gelmiyor.
Ama kayyımla yönetilen bir Eyüpspor'u bile yenemiyorsan, artık bu camianın sesine kulak vermek zorundasın. Bu iş böyle gitmez.

Oh nihayet!

İstanbul'da soğuk bir akşam... Zaten sezon boyunca tribünlerde görülen boşluklar, dondurucu havayla birlikte daha da belirginleşti. Avrupa potasından kopmamak ve ikinci yarıya iyi başlamak adına siyah-beyazlılar için bu maçta galibiyet şarttı. Kayserispor maçı kadrosundaki 21 futbolcunun 9'unun Beşiktaş altyapısından yetişmiş olması karşılaşmanın dikkat çeken detaylarından biriydi. Beşiktaş, beklendiği gibi topa sahip olarak başladı. Oyun rakip sahaya yıkılmak istendi ancak Kayserispor topu kazandığı anlarda etkili kontrataklarla ciddi tehlikeler yarattı. Bunun temel sebebi orta sahada yaşanan sayısal dezavantajdı. Kayseri ekibi 4-4-2 dizilişiyle savunma yaparken forvetlerini merkezde konumlandırdı. Bu durum Orkun ve Kartal'ın hem baskı altında kalmasına hem de oyun kurmakta zorlanmasına yol açtı. Beşiktaş bu nedenle kanatlara uzun toplarla çıkmak zorunda kaldı. İlk yarının son bölümünde Toure'nin kaçırdığı net fırsatla skor değişmedi.

İkinci yarıda oyun tamamen kontrolden çıktı. Kayserispor net pozisyonlar buldu, Ersin Destanoğlu yaptığı kritik kurtarışlarla takımını ayakta tuttu. Maç, orta sahaların hızla geçildiği, iki kalede de gol aranan bir kaos futboluna dönüştü. 79. dakikada Salih Uçan ve Jota oyuna girerken, takımın en skorer isimlerinden Cerny'nin kenara alınması büyük bir hataydı. Bu hamlenin ardından tribünlerde sabır taştı. 80. dakikadan sonra Başkan Serdal Adalı ve yönetim istifaya davet edildi. Tepkinin temelinde yönetimsel tutarsızlıklar ve transfer hataları vardı. Göztepe, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un kazandığı, Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada Beşiktaş için kayıp kabul edilemezdi. İlk yarıda net golü kaçıran El Bilal Toure, uzatma dakikalarında kendini affettirdi ve Beşiktaş'a hayati üç puanı getirdi.

Hedef kupa!

Beşiktaş için bu sezonun en büyük hedefi hiç kuşkusuz Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanmak. Kupadaki her maç sezonun geri kalanında camia için büyük önem taşıyor. Buna rağmen tribünlerde parmakla sayılacak kadar taraftar varsa, burada ciddi bir sorun var demektir. Beşiktaş ilk kez kötü sezon geçirmiyor. Ama ilk kez bu kadar boş tribünlere oynuyor. yanlışlar, hatalı kararlar ve iletişimsizlik, camia ile tribünler arasındaki bağı kopma noktasına getirdi.

Aklıma takılan pek çok soru var.
Mert Günok gibi bir kalecinin neden Fenerbahçe'ye gitmesine izin verildi?
2 hafta öncesine kadar Uduokhai gönderilecek deniliyordu, dün ilk 11'deydi. Gabriel Paulista'nın ailevi gerekçelerine saygı duyarım. Ancak Corinthians ile anlaşması, kafalarda soru işaretleri bırakıyor.
Maça dönecek olursak... Beşiktaş, oyun üstünlüğünü elinde tutmasına rağmen ilk yarıda vasatın üzerine çıkamadı. Cerny yine çalışkanlığıyla ön plana çıktı. Taylan ilk yarıda etkisizdi ama ikinci yarıda hücuma katkı veren isimdi.
Abraham ve El Bilal Toure'nin attığı goller ölçü değil ama özgüven kazanmaları açısından çok değerli.
Demir Ege daha fazla süre almayı hak ediyor. Kartal Kayra; gösterdiği performans ve attığı nefis golle "ilk 11 benim hakkım" dedi.
Beşiktaş liderlik için avantaj yakaladı. Kocaeli deplasmanında alınacak beraberlik hedefe ulaşmak adına fırsat olacaktır. Sergen Yalçın'ın yardımcılarıyla yaşadığı sevinç, kupaya önem verdiğini açıkça gösterdi.

Yeni yılda yeni umutlar var mı?

Sevgili Beşiktaşlılar, Yeni bir yıla girerken her şeyin gönlümüzce olmasını isterdim. Beşiktaş'ımız adına umut dolu satırlar yazmayı arzu ederdim. Ancak gelinen noktada, futbol takımımız ve kulübümüzün genel tablosu maalesef buna izin vermiyor. Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Transfer konuşuluyor, transfer diye adeta yırtınılıyor... Oysa Divan Kurulu Toplantısı'nda da açıkça ifade ettiğim gibi, "Lütfen kemerleri bağlayalım; ekonomik durum hiç iç açıcı değil" demiştim. Bu, şahsi bir serzeniş değil; Beşiktaş'ı düşünen herkesin görmesi gereken bir gerçekti.


Sayın Başkan, gerek seçim sürecinde gerekse sonrasında ısrarla Dikilitaş Projesi'nin altını çiziyorsunuz. Buradan Sayın başkana sesleniyorum; lütfen bu projeyi bütün şeffaflığıyla camiaya anlatın. Öyle bir ihale süreci yürütün ki, tüm firmalar katılabilsin. Beşiktaşlılar, ihalenin kime verildiğini, ne kadar gelir elde edileceğini açıkça bilsin. Kafalarda en ufak bir soru işareti kalmasın. Borsada 1,63 TL seviyesindeki hisselerimizin sessiz sedasız satılıyor. Bu gerçekten akıllara durgunluk veren bir durum. Ekonomi toparlandıktan, hisseler yukarı taşındıktan sonra satış yapmak daha doğru olmaz mıydı Sayın Başkan? Yapılan sermaye artırımından gelen parayla, bildiğimiz kadarıyla, hiçbir borcun kapatılmamış olması da ayrı bir soru işaretidir.


Rakiplerimiz Bankalar Birliği borçlarını kapattı. Beşiktaş ise yılda yaklaşık 800 milyon TL faiz ödüyor. Bu tablo karşısında Beşiktaşlı nasıl umutlu olsun? Geleceğe nasıl güvenle baksın? İşte tam da bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bir de yılan hikâyesine dönen transfer meselesi var...Sergen Yalçın ve Serkan Reçber'in transferi yürüteceği açıklandı . Avrupa futbolunda isim yapmış scout danışmanı Eduard Graff'ın da ülkesine döndüğü ifade edildi. Oysa Sergen Hoca göreve geldiğinde bu yapıyı istemediğini net şekilde dile getirmişti. Lütfen bunları da açıkça anlatın. "Ailevi bir sorun için gitti" gibi ifadelerle geçiştirmeyin. Lütfen Beşiktaşlıları kandırmayın! Artık gerçekler; net ve şekilde ortaya çıkıyor.


Transferlerin kampa yetişeceği defalarca söylendi. Bunun özellikle altı çizildi. Ancak bugün geldiğimiz noktada ortada bitmiş tek bir transfer dahi yok. Tekrar ediyorum; beni en çok ilgilendiren konu Beşiktaş'ın geleceği ve Beşiktaş'ın ekonomisidir. transferde daha ne kadar harcama yapılacak? Hangi menajerlerle çalışılacak? Beşiktaş'ın paraları yine sokağa mı döküelecek? Borsadaki bu kötü tablo düzelecek mi? Satılacak hisseler banka kredilerini kapatmak için mi kullanılacak? Bu sorular Beşiktaşlıların sorularıdır. Ve bu soruların yanıtlarını merakla bekliyorum. Tabii unutmadan... Son hazırlık maçında altyapıdan gelen Ahmet Sami Bircan'ı attığı gol için kutluyorum.

İğne deliğinden geçen goller

iraat Türkiye Kupası'nın havası gerçekten bir başka güzel... Dün gece iki büyük takım karşı karşıya geldi. Belki futbol adına üst düzey bir kalite yoktu ama heyecan zirvedeydi. Beşiktaş, sahadan hak ederek, kazanarak ayrıldı ve moral buldu. Siyah-beyazlılar baskılı oyununu galibiyetle süslerken, skoru farklı noktalara taşıyamamasının başlıca nedenleri ise Fenerbahçe kalecisi Tarık, hakem Oğuzhan Çakır ve VAR yönetimiydi.

Beşiktaş'ta gecenin yıldızı tartışmasız Cerny idi. Çek yıldız, sahada ortaya koyduğu müthiş mücadeleyi iki harika golle taçlandırdı. Attığı iki golde de topu adeta iğne deliğinden geçirerek maça damgasını vurdu. Cerny'nin hücumdaki etkinliğine zaman zaman Orkun Kökçü'nün de ayak uydurmasıyla Beşiktaş, belki de bu sezonun en iyi futbolunu oynadı. Emirhan'ın cesur yürek gibi sahada savaşması takım arkadaşlarını ateşledi. Ancak bu maçta hakem hatalarını görmezden gelmek mümkün değil. İlk yarıda "VAR ne zaman devreye girecek?" diye beklerken, VAR devreye girdi ve Fenerbahçe'nin kazandığı penaltıyla maça denge geldi. Beşiktaş'ın attığı ikinci gol öncesinde verilmeyen penaltı ise gerçekten "Bu kadar da olmaz!" dedirtti.

Cüneyt Çakır hakemliği bıraktı ama belli ki bayrağı Oğuzhan Çakır'a devretmiş! Beşiktaş'ta tek sırıtan isim Jurasek'ti. Açık söyleyeyim; Sergen Yalçın'ın bu performansa 78 dakika nasıl dayandığını aklım almıyor. Fenerbahçe cephesinde ise Asensio, kalitesini ortaya koyan isimdi. Bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum... Son iki maçta Beşiktaş'ta öz kaynak düzeninden çıkan gençler sorumluluk alınca, iyi sonuçlar da peş peşe gelmeye başladı. Zaman zaman hatalar yapabilirler ama bu gençlere güvenelim. Bırakın pahalı transferleri... Öz kaynak düzenine daha fazla yatırım yapın. Bu galibiyet Beşiktaşlıları gelecek haftalar için, hatta yeni yıl öncesinde umutlandırdı. Kadıköy'de takımını 90 dakika boyunca harika destekleyen taraftarın mutluluğu ise her şeye bedeldi. Çünkü onlar her şeyin en iyisini hak ediyor.

Nasip olmaz herkese!

Beşiktaş, dün akşam sahaya genç ve mecburi bir rotasyonla çıktı. Zorunluluktan doğan bu değişim; psikolojik olarak zor bir maçta, özkaynak düzeninden gelen Ersin, Rıdvan, Kartal, Demir Ege, sonradan oyuna giren Devrim ve genç transfer Taylan ile kazanılması adına önemli ve kıymetliydi.
Ancak gerçeği de görmezden gelemeyiz. Beşiktaş'ın dünkü futbolu tat vermedi. Kendi sahasında, oyunun bazı bölümlerinde topu Çaykur Rizespor'a bırakıp rakibin hata yapmasını bekleyen bir Beşiktaş izledik. Sergen Yalçın'ın yorumculuk döneminde söylediği söz, bu maçı birebir özetliyordu:
"Beşiktaş gibi büyük takım böyle oynamaz. Bu oyun taraftarı mutlu etmez."

Dün siyah-beyazlılarda Demir Ege ve kaptan Orkun, takımı ayakta tutan isimlerin başında geldi. Oyunda kaldığı süre içinde Abraham tam bir ömür törpüsüydü. Öyle bir pozisyon harcadı ki; amatör golcüler böyle kaçırmaz!
Ancak uzun süredir Dolmabahçe'de galip gelememenin yarattığı stres, ikinci yarıda Beşiktaş'ı iyice geri itti. Çaykur Rizespor kaçırdığı net pozisyonlarla maçı koparamazken, Rashica'nın kontra atakta attığı gol Beşiktaşlılara derin bir "oh" çektirdi.
Kazanmak önemliydi ama bu galibiyet de gösterdi ki Beşiktaş'ın işi zor. İşin ilginci; Rizespor da eski gücünden oldukça uzaktı. Emirhan transferinde takasla gönderilen ve son bölümde oyuna giren Emrecan'ı izlerken, bu oyuncuya neden fazla şans verilmediğini bir kez daha sorguladım.
Özetle; Beşiktaş dün zor da olsa günü kurtardı. Ama bu futbol taraftarı mutsuz ediyor ki, tribünlerin hali de ortada. Beşiktaş ilk kez kötü bir sezon geçirmiyor ama ilk kez tribünler bu kadar boş. Bunun nedenlerini hafta içi sizlerle paylaşacağım.
Son olarak şunu da ekleyeyim: Rafa Silva'nın takım ısınmasına mont ve kar maskesiyle çıkmasına çok sinirlendim.
Portekizcesiyle söyleyeyim:
"Esta camisa é sagrada, não é para qualquer um." Yani; Bu forma kutsaldır, nasip olmaz herkese!

Kaybolan umutlar!

Dün Trabzonspor deplasmanında mücadele eden Beşiktaş, bir kez daha büyük hayal kırıklığı yaşattı. İki takımda da önemli eksikler bulunmasına rağmen maç, kalitesiz bir futbol ile dikkat çekerken, izleyenlere heyecan dolu anlar sundu. Ancak Beşiktaş'ın özellikle ikinci 45 dakikada ortaya koyduğu performans tam bir hayal kırıklıydı! Beşiktaş, ilk yarıda rakibine oranla daha kontrollü bir oyun tercih etti. Trabzonspor'un baskısını kırmak için kontraataklarla gol arayan siyah-beyazlılar, Abraham'ın attığı golle biraz moral buldu. Ancak Cerny'nin yıldızlaştığı ilk yarı, Gökhan Sazdağı'nın hatası nedeniyle ev sahibini ümitlendirdi.
Beşiktaş'ın 3-1 lehine giden maç, VAR'ın müdahalesiyle değişti. El Bilal Toure'nin kırmızı kart görmesiyle Beşiktaş 10 kişi kaldı. Tabii ki VAR'ın bir anda Beşiktaş aleyhine sahneye çıkması zaten beklenen bir gelişmeydi! İkinci yarıda 10 kişi kalan Beşiktaş, tamamen savunmaya odaklanmış bir oyun sergiledi. Bir ara Beşiktaş, 11 kişiyle kendi ceza sahasında defans yaparak maçı kurtarmaya çalıştı. Ligin bu seviyesinde bir takımın 10 kişiyle dahi böylesine çaresiz kalması üzücüydü.
Sergen Yalçın'ın stratejik hamleleri de Beşiktaş'ın galibiyetine engel oldu. Rashica'nın oyundan alınması tam bir akıl tutulmasıydı. Bu değişiklik, Beşiktaş'ın oyununu daha da kısıtladı. Ersin, 3 gol yemesine rağmen kurtarışlarla dikkat çekti. Ancak takımın genel oyun anlayışını göz önünde bulundurunca, Bir kalecinin bu kadar çok müdahale yapması, savunma hattındaki eksikliklerin ve organizasyon eksikliğinin açık göstergesiydi. Yıllardır süren transfer hataları ve belirsizlikler daha da belirginleşti. Beşiktaş'ın tek hedefi Türkiye Kupası olacak gibi. Yönetim ve teknik heyetin çözüm üretmesini boşuna bekler gibiyiz! Lütfen şapkalar öne beyler! Bu gemi böyle yürümez!

Beşiktaş geleceğini düşünmeli!

Beşiktaş'ta futbol anlamında işler iyi gitmezken, hakem hatalarının da siyahbeyazlılar aleyhine devam ettiği bir dönemdeyiz. Bu tablo, şampiyonluk iddiamızın artık mucizelere kaldığını açıkça gösteriyor. Akıllı bir yönetim, şimdiden gelecek sezonun planlamasını yapmak için adımlar atardı; ancak görünen o ki böyle bir niyet yok. Uzun yıllardır sürdürülen yanlış transfer politikaları ve menajer etkisiyle şekillenen süreçler, hem sportif başarısızlıkların hem de kulübün mali açıdan iç açıcı olmayan durumunun temel sebebidir. Bir Beşiktaşlı ve futbol adamı olarak görüşüm şudur: Ara transfer döneminde kulübü maddi açıdan zorlayacak hamlelerden kesinlikle kaçınılmalı ve Beşiktaş'a uzun yıllar hizmet edebilecek, gelecekte yüksek bedelle satılabilecek oyunculara yönelinmelidir. Mevcut yapıya baktığımızda ise transfer komitesinde futbolun içinden gelen yeterli sayıda ismin olmadığı görülüyor. Görevi tam olarak tanımlanamayan, sportif direktör mü yoksa yardımcı antrenör mü olduğu bile belli olmayan bir pozisyonda bulunan Serkan Reçber'in bu süreçte etkili olabileceğine dair en ufak bir işaret yok. Sayın Başkan'ın bugüne kadar yapılan transferlerde bir başarı gösteremediği, hatta iki genç oyuncu kontenjanının dahi doldurulmadığı ortadadır.


Beşiktaş'ın yeni transferler yapmadan önce, başta Rafa olmak üzere kadrodaki sorunları çözmesi gerekmektedir. Alman Ümit Milli Takımı'nda oynayan ve 6 milyon euro maliyetle kadroya katılan Taylan Bulut'un da artık düzenli olarak ilk 11'de değerlendirilmesi şarttır. Bu kadroyla en azından Ziraat Türkiye Kupası'nın kazanılması zorunluluktur. Bununla birlikte, transfer sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için güçlü bir futbol yapılanması kurulmalı ve bu süreçte benim de görüşüm alınmalıdır. Kulübün geleceği için, futbol yönetiminde başarı elde etmiş isimlerle birlikte profesyonel bir transfer komitesinin oluşturulması artık kaçınılmazdır.


Hepinizi bekliyorum. Sevgili dostlarım iki haftadan bu yana; İzmir'den tüm ulusal yayın yapan Egemax TV'de usta gazeteciler; Erce Kaftan ve Mutlu Yılmaz'la birlikte ekran başında oluyorum. Pazartesi günü saat 21.00'de ekran başında buluşalım.

Herkese var, Beşiktaş'a yok

Fenerbahçe'nin berabere kaldığı haftada siyah-beyazlıların artık puan kaybına tahammülü yoktu. Karşılarında ise Burak Yılmaz'la ciddi bir çıkış yakalayan Gaziantep vardı. Maça iyi başlayan Beşiktaş, maçın hemen başında Gökhan Sazdağı'nın yaptığı inanılmaz basit bir hatayla golü kendi elleriyle rakibine ikram etti ve ne olduysa o an oldu... Yarı otomatik VAR sistemi ekrana geldi ama teknoloji Beşiktaş söz konusu olunca nedense körleşti! Pozisyonda apaçık bir ofsayt. Siyah-beyazlıların oyun kurma problemi artık kronik hâle geldi. Bekler bindiremiyor, orta yapamıyor, adam eksiltemiyor. Böyle büyük bir kulübün bekleri bu kadar etkisiz olamaz. Sahada düzen yok, plan yok... Kaos futbolu! Gaziantep neredeyse her hızlı hücumda pozisyona girdi; Beşiktaş savunması alarm veriyor.

35'te Gaziantep kalecisinin ikramıyla gelen gol nefes aldırdı. Fakat ilk yarının sonunda Jota'ya yapılan müdahale yüzde yüz penaltıydı. Hakem Kadir Sağlam da VAR'daki Halil Umut Meler de bunu es geçti. Üstüne bir de oyuncu sakatlandı! Ofsayttan yenen gol, verilmeyen penaltı... İlk yarı tam bir hakem faciasıydı. İkinci yarıda Bayo'nun antrenmanda bile zor atacağı golle Gaziantep yeniden öne geçti. Bu kadar rahat dönüp vuruş yapmasına izin verilmesi kabul edilemez. Neyse ki Abraham'ın golü çabuk geldi ve Beşiktaş skoru eşitledi. Ancak üstünlük golü bir türlü gelmedi. Siyah-beyazlılar sahadan beraberlikle ayrılarak çok değerli iki puanı daha çöpe attı. Burak Yılmaz'ın teknik adamlık yolculuğunu beğendiğimi daha önce de söylemiştim. Kendini geliştirmeye devam ediyor. Beşiktaş'tan kiralanan Tayyip Talha da başarılı bir oyun ortaya koydu. Sonuç mu? Beşiktaş iyi oynasa da kazanamıyor. Ve yine herkes için çalışan VAR, Beşiktaş'ın kapısında arıza veriyor!