CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Hayat!

Futbola verilen arada milli takıma başarılar dilerken, eski güzel insanları hatırlatmak, Fransa'yla oynanmamış maç üzerine yorum yapmaktan daha değerli geldi bana. Şefkatin ve merhametin yok edildiği topraklarda, niyetim geçmişi bilmeyenlere nereye taşındığını gösterebilmek. Geleceğin yarattığı korku, geçmişin bıraktığı güzelim izleri silmesin diye. Oysa teknolojiye kurban olurken nostaljiyle bütün bağlarını koparmış hayat.

Vefa; geldiğin yeri unutmadan hayatına ışık tutan güzel insanları ayrı bir yere koymaktır. Ben o güzel insanları yakından tanıdım. Sahanın içinde de dışında da adam gibi durdular. Bazıları bir atın yelesine tutunarak ardında izler bırakıp gitti. Bazıları hayat yokuşlarını sayarken tıknefesti. Sadece gazete haberlerinde temiz sayfaları oldu da birçokları uzun hikayeleri bile kısa kesti. Sonrasında değişti hayat!

Ne olduysa paranın ve yalanın çoğalmasıyla oldu. Güven duygusu kayboldu. Suçlular masum insanlardan daha çok değer buldu. Hala kötülüğün yıldızını parlatmak için saatini ağzı ve yüreği bozuk olanlara kuruyor hayat. Akrep kalleş yelkovan fırdöndü. O yüzden iyiliği ibadet sayanların yerini kötülüğü kudret sananlar alırken, ruhunu bile zalimlere bağışlıyor hayat.

Eski futbolcular yöneticiler yok da eski gazeteciler kaldı mı? Şimdi cilalı troller devri. Çıkarına göre yorum yapmanın getirisi büyük. Dürüstlüğün, eli kalem tutmanın hükmü yok. Bir tane adam gibi maç yönetmeyen beyler bile yalandan adalet bekçisi. Gazetecilik mesleğini yöneticilerin ve teknik adamların attığı konumun dışına çıkarmıyor da bu meslekteki onurlu insanların pestilini çıkarıyor hayat.

Daktilo kullanma mevsimini elbette yitirdik ama yapay zekayı yere göğe koyamazken, gerçek yaratıcılık nerede? Yapay zeka futbola yeni kurallar getirse de içinde zerre kadar ilahi duygu taşımadan, hangi insani vasfa sahip olabilir? Kalem işçiliğinin kaç yıllık emeğin ve birikimin ürünü olduğunu öğrenmiş midir? Hazıra konmaktan utanır mı? Kurduğu cümleler yaşlandıkça güzelleşir mi? Hiç sanmıyorum. Arsıza hırsıza gözü gibi bakıyor da ekmeğine kan doğradığı çocukların gözünün yaşına bile bakmıyor hayat.

Namuslu bir baba oğluna hayat üzerine nasihat veriyordu. 'Yükselmek için asla alçalma. Onurlu hayat basamakları olmayan bir merdivendir.' Çocuk kuşkuyla babasına baktı. "Peki merdivende basamak yoksa ben yukarı nasıl çıkacağım?' Alın terine saygıda kusur etmeyen baba gereken cevabı verdi. 'Başkalarının sırtına basmadan yükselmeyi öğrendiğin zaman.' İşler yürümediğinde birileri için yürüyen merdivenleri yürürlüğe koyuyor, üstelik ayaklarına kırmızı halı seriyor da gerçek emekçilere pencere kenarında bile yer vermiyor hayat.

Bu dünyada şerefle bitirilmesi gereken en ağır ödevdir hayat. Yolun sonu insanın adını göndere çektiği yerdir, çünkü kırık bir testiden damla damla içilen sudur hayat. Yalanların tatil köylerinde doğruluğun hükmü kalmasa da dokuz köyden kovulanlar için onuncu köydür hayat! Belki de bir masaldır. Bulutların gökyüzüne yazdığı şiirler ya da gönül penceresinden ansızın bakıp geçen şarkılar gibi.

Heykel: Salah!

Hafta sonu Fenerbahçe için güzel şeyler oldu. Sadece Eyüpspor'u farklı yenmekle kalmadı, iki büyük rakibinin kolayca yenilmesiyle, kaybettiği puanların bir kısmını telafi etti. Eyüpspor maçı kolay bir maceraydı ama Fenerbahçe galibiyeti mücadele ederek çağırdı, 3 puan da koşarak geldi.

Muriç'in gölge adam oyunundan "Süpermen" olarak çıkmasında, kendisine bu kadar boş alan bırakan savunmayı hesaba katsak da ondaki hırsı ve mücadele ruhunu inkar etmeyelim. 'Geçiyordum uğradım' tarzı santrforlar bu takımdan çok şey aldı çünkü.
Neresinden bakılırsa moral motivasyon adına önemli bir sonuç.
Ama yine de bu takımın taraftarın sevmediği manzara olmaktan kurtulması için birkaç maçlık periyodu beklemek gerekiyor. Asensio'nun da takıma gireceğini düşündüğümüz zaman bunun mümkün olması da zor değil.

Trabzonspor muhteşem bir sonuçla Galatasaray'ı yerle bir etti.
Bu sonuç; gücüne gecikmiş bir takımın harika dönüşü olarak algılanmalı.
Farklı galibiyetten başka sonuç bu mücadelenin karşılığı olamazdı zaten. Takım olarak alkışları sonuna kadar hak ettiler.

Salah; futbolun ülkemize armağan ettiği heykelin adıydı. Bir zarafet mimarı.
Kadife ayaklarıyla ve ruhuyla rakip savunmayı terbiye eden adam. Onda maden işçisi ciğeri var. Rakip kaleye taşıdığı topla büyük bir aşk yaşıyor.
O topu taşırken geometri uzmanı tavrı bir yana, ritmik hızı bir yana.
Çocuğuyla maça gelen her baba dördüncü golde Salah'ın rakip kaleye gidişine bakıp; "yıldız kayıyor oğlum bir dilek tut" demiştir eminim. Ve eminim ki Türk futbolu da böyle sahneleri çok özlemiştir. Çünkü bu adam gecenin manşetini ayaklarıyla attı. "Futbol dünyası böyle ayak görmedi. O ayaklar da böyle alkış görmedi."

Yattığı yerde esneyen Galatasaray'ın kaybetmesini gerektiren şartları önce Trabzonspor üretti sonra takımın içi ve dışı. Takımda bir tane adam kılını kıpırdatmaz mı? Kıpırdatmadı. Birileri bu çöküşün peşine takılmaz mı? Takılmadı.
Akıl tutulması bir yana yürek tutulması daha netti.
Bazı yenilgiler özre müsait değilse, birilerini müsait bir yerde indirmenin zamanı gelmemiş midir? Çünkü hastalıklı varoluşlar yok edilmedikçe daha kaybedecek çok şey var demektir.

Beşiktaş özellikle ilk yarıdaki felaket oyun anlayışıyla ve korkak oyunuyla kaybetti. Hiçbir futbolcu ortaya karakter koymadı. Kartal'ın kalbi kanatlarıdır iki kanat da birbirinden kötüydü, hele Rıdvan'a 90 dakika tahammül etmek nedir? Teknik adamlar her zaman övgü alacak değil ya, yere göğe koyamadığımız Italiano bu manzarayı nasıl seyretti?
Asıl mesele de Oh'u ikinci yarının başında oyuna alarak çift santrforlu sistemle maçı riske etmekten kaçtı.
Salih Özcan takımın gücünü emen pistondu, yenilen iki gol onun eseri.

Yeteri kadar mücadele etmeyen Beşiktaşlı futbolculara karşılık, daha ilk dakikalarda oyununu rakibine kabul ettiren Amedsporlu futbolcuların sahaya koyduğu yürek alkışları sonuna kadar hak etmiştir. Büyüklüğü parsellemiş olanlara karşı duran bütün takımlar lige kalite ve heyecan katmanın da sembolleridir, doğru yapılanmanın da. Helal olsun!

Hakem futbol oynatmak için var olmalı futbolu ortadan kaldırmak için değil. Hakem topun oyunda kalması için eğitim almalı. Bu cümlelerin muhatabı da Ali Şansalan'dan başkası değil.

Aşık hava matinesi

Bana sorarsanız Eyüp maçı, Fenerbahçe adına kötü futbola başkaldırının açılış maçı. Bu sonuç Konya'da koşar gibi yapanlarla Eyüpspor karşısında koşanlar arasındaki farkın yansıması. Kim ne derse desin bu takıma galibiyet yakışıyor mazeret değil. O yüzden bu sonucu "endişeye mahal yok" konulu bir dönüş manevrası sayalım. Bir teknik adamın kendi yoluna koyduğu taşları da kaldırdığını varsayalım. Eyüpspor'un hangi kafayla savunmayı bu kadar önde kurduğunun hesabı yok. İki takım arasındaki kalite farkını yok saymak da insafsızlık olur. Ama Fenerbahçenin hakkını vermezsek daha büyük haksızlık olur. Çünkü bu takım yıllardır böyle rakiplere verdiği puanların bedelini ödedi.

***

Maç boyu oyunu tamamen kontrolünde tutan ve rakibine neredeyse top göstermeyen bir Fenerbahçe vardı. Ritmini tutturan ve direncini sahaya yayan takımdaki heyecan ve istek, Vedat Muric'in yüzünü kaleye dönük oynamasıyla doğru orantılıydı ve Muric golcü olmanın bütün sırlarını ifşa etti. Bir futbolcunun kendisini golcü olduğuna inandırması gerekmiyor, sadece olması gerektiği yerde bulunması ve vuruş ustalığına sahip olması yeterli. Muric'in attığı goller kadar dinamizmi ve yıpratıcı yanı geçmiş maçların çok önündeydi. Lukaku oyuna girdikten sonra girdiği iki net pozisyonu harcadıktan sonra kendi kendime söylendim. "Bu takıma gol atamayan bir santrfor başka kime atar acaba?" Herhalde hazırlıkları biraz daha sürecek gibi.

***

Rakip ne olursa olsun, Fenerbahçe adına önceki maçlarda hırıltılı orta alan bu kez oksijen deposuydu. 'Gündüz gözüyle ressam' benim için Guendouzi'ydi. Hem klastı hem de kaleye şut çekme özelliğinden yoksun olmanın ipini çekerken ve kendine yakışan bir gol attı. Sol ayağındaki sihri yaratıcı bir güce dönüştüren Greenwood için de özel bir gündü. Ake ve Kante benim için zaten her maçta tırnak içinde. İsmail Yüksek'i de harika buldum. Takım farklı bir sonuca koşarken bile kaleci Ederson'un oyunu ne kadar ciddiye aldığını ilk yarıda iki pozisyonda gördük. Aslına bakarsanız takımın bu sezon en değerli kazancı.

***

Rakip ne olursa olsun, böyle farklı bir sonuç taraftar için futbol sinemasında; "aşık hava matinesiydi." Son yıllarda bu kadar keyifli izledikleri maç çok azdır. Madem öyle futbolun kapısı açıldıysa; mazeretlerin değil, futbolun ustalığına soyunanları görmek istiyoruz. Bir maçta değil her maçta.

Borç hukuku!

Fenerbahçe yıllardır kötü sonuçların bedelini saha dışındaki güçlere, hakemlere hatta zemine yüklüyor da bir kere olsun futbolculara sorumluluk yüklenmiyor. Rakip kale önünde yaptırım gücü yüksek bir anlayış hakim olamadığı içindir ki kayıplar artıyor. Fenerbahçeli futbolcular kazanmakla kaybetmek arasındaki tercihlerini kötüye kullanıyorsa, dünyaca ünlü orta alan oyuncusu, rakibin baskı yapmadığı anda bile orta sahadan topu kalecisine gönderiyorsa, takımdaki cesaret sorgulanmalıdır.

***
Bu kulübe hiç kimse bursla gelmedi, çuvalla para alarak geldi. O yüzden Fenerbahçe'nin eleştirildiği için değil daha iyisini yapamadığı için kahreden futbolculara ve gerçekleri inkar etmeyen teknik adama ihtiyacı var. Takımdaki iki santrfor modelinin kendilerini geliştirmesi beklenirken, daha sezon başında bu kadar kolay puan kaybetmenin sorusu; "bu Fenerbahçe'nin nesi var?" Cevap klasik; "acelesi yok."

***
Ne acıdır ki yıllardır kaderin rotasını kendi elleriyle değiştirenler, kendilerini değiştirmeyi hiç düşünmedi. O yüzden Fenerbahçe'nin başındaki bir teknik adam bahanelerin arkasına saklanmadan, tribüne oynamadan her şartta dik durmalı. Gerekirse aynayı kendine tutmalı. Eski mektupları iyi okumalı. Bazen kötü futbol neticeye sebep değildir ama kazanma tutkusu her şeyin ötesindedir. Taraftar o tutkuyu görmek istiyor.

***
Gerçek taraftar aslında her şeyi görüyor. Öncelikle "Fenerbahçe'yi bu sezon da şampiyon yapmadılar!" sözünü duymak istemiyor, duyanları da görmek istemiyor. Talisca'nın "bedava" gidişiyle Fenerbahçe ne kazandı onu bilmek istiyor. Birileri bu meselenin perde arkasını anlatmalı. Öyle ya takımın en çok ihtiyaç duyduğu anda milyonlarca euro ödenerek transfer edilmiş bir adamı tek kuruş almadan göndermek ve onun yerine "birilerini" takımda tutmak nasıl bir bakış açısıdır? Eğer İsmail Kartal bu konuda 'yok hükmündeyse' var olan gerçekleri dile getirsin, sızlanmak yerine. Çünkü yanlışlara koşulsuz itaat sadakati de yok eder Fenerbahçe felsefesini de.

***
En ufak kayıpta mazeret arayan ve birilerini suçlayanlar, Fenerbahçe'de kaptanlık yapan Skriniar gibi birini nasıl el üstünde tutabilir? Bakmayın boyuna posuna, savunmanın en zayıf halkası. Ayrıca adamın futbolla ilgisi yok çirkeflikle var. Ondaki pozisyon sarsaklığının Ake'nin sırtına bindirilen yükle de ilgisi var, çubuklu formaya gösterilmeyen özenle de! 'Kimileri kasti dirsek atar, kimileri tekme atar ama zarif adamlar ruhundaki asalete uygun biçimde hayata imza atar.' Bu cümle 'Skriniar'dan ne istiyorsun?' diyenlere verilmiş cevap sayılsın!

***
Sezon başında yok yere kaybedilen puanların sezon sonunda kaç puan ettiğini unutmadan yine de umutlu düşünelim. Fenerbahçe'nin gelecek maçlarda ayağa kalkmak için düştüğünü varsayalım. Çünkü borç hukukuna göre; taraftarın sorusu klasik. "Bu kulüpten istediğiniz her şeyi aldınız da bizim istediğimiz tek şeyi niye vermiyorsunuz?" Futbol hukukuna göre; bu soruya cevap vermek için parmak kaldırmakla, takımı ayağa kaldırmak arasında çok basit bir cevap şıkkı var. 'Borcumuz borç, vereceğiz.' O zaman biz de diyoruz ki; 'göreceğiz!'

Altın kafes!

Fenerbahçe kayıp puan koleksiyonuna bu sezon erken başladı. Eğer maçtan önce hayal edilenler, maç içinde gerçekleşirse önce futbol sonra sonuç size gülümser. Ama takımda oturmuş bir sistem yok, inanç yoksa ancak talihten dert yanarsınız ya da zeminden. Oysa keşkeler ve nedenlerle uğraşmak yerine, formanın içine bedenleri koymak yeterli olurdu. Maça çıkarken kimliğini düşüren Guendouzi gibi etiketli yıldızlar bile telef oldu, birçoğu da gölge adam oldu. Böyle bir manzara saha kenarından boş gözlerle izlenirse olacağı buydu.

***

Lukaku'nun sırtı dönük santrfor modeli demoda sistemin uzantısı. Gol atana golcü deniyor, yüzünü kaleye dönmeyen gizli santrfora; 'saklambaç oyuncusu!' Skriniar iki yıldır hakemlerin gözbebeği. Gaziantep maçındaki hareketi kesinlikle kırmızı karttı ama o pozisyona faul bile verilmedi. 'Hakemlik adalet, kaptanlık zarafet gerektirir' gerçeğinin bir ülkede zerre kadar değeri yoksa yazdıklarımızı kendimiz okuruz. Mazideki güzel insanlara da rahmet okuruz.

***

Hafta içinde 'gidiş dönüş biletini' kullanan İsmail Kartal'ın bu sonuçtan sonra keyfi kaçmıştır ama unutulmasın ki o koltukta oturan biri eleştirilere de dayanıklı olacak alkışlara da. Çünkü Fenerbahçe alıngan kuşlar değil Kanarya kulübüdür. Doğarken öğretilmiştir uçmak; "altın kafeste' sızlanmak için değil.

***

Galatasaray'ın geçen yıldan kalan 'futbolsuz kazanma faslı' devam ediyor. Osimhen'in yokluğu bir takımı bu kadar negatif etkiliyorsa, ortada takım yok demektir. Sane gibi bir adamdan gerçek anlamda faydalanmayı düşünmeyen ama Barış Alper'de inat etmeyi özellik sayan sistemin kazaya uğrama ihtimali yüksek. Sane, Almanya Milli Takımında forma giyecek kadar yetenekli biriyken, Galatasaray'da körelmesinin sırrı adam kayırmanın farkında olması. O yüzden Sane'nin yüzünden düşen bin parçaysa, kimse bu adamı yadırgamasın. Leao kıpır kıpır ve gelecek haftalarda çok daha farklı bir görüntü çizecektir. Çünkü kumaşı onu gösteriyor.

***

Beşiktaş'ın kazanırken gösterdiği sakinlik sükse gerektirmiyor, organik futbol her şeye yetiyor. Ama abartılı yorumlara da dikkat etmesi gerekiyor hakemlere de. Alanya'da katledilen takımın Erzurum karşısında sayılmayan golüne kimse kaza süsü vermesin. Futbolun ana maddesi alın teriyse, hakemlerin bunu kendilerine göre yorumlamaya hakkı yoktur. Unutulmasın ki bu takım sayılmayan goller sergisinde uzak ara lider!

***

Trabzonspor şaşırtıcı bir takım pozisyonunda. Konyaspor maçında ertelenmiş doğruların sahneye konmasını beklerken yeni yanlışları izledik. Maç bitiminde Trabzonsporlu futbolcuların üzerinde arama yapılsa, birçoğunda mücadele ruhu bulunmazdı. Varoluş duygusunu en kısa zamanda göstermek hepsinin boynunun borcudur.

***

Futbolda küfür kıyamet tavırlar yine zirvede. Bizler 'bir şekilde korunan' değil, gerçekleri görmek isteyenlere adam diyoruz. Bugünlere ağzı bozuk bitirimlerden ve onların sırtının sıvazlandığı günlerden geldiğimizi biliyoruz. Gözyaşı kanalları birkaç hafta sonrasına hazır olur. Eldeki sportmenlik haritası sahte olduğu için, bu sezon da mendil satanların başı yine kalabalık olacak. Ama olan da yine çocuklara olacak! O çocuklar yöneticilerin, ekrandaki hakem eskilerinin ve mızıkçı teknik adamların yemeklerine sos olarak konulmasa bari!

Çaresiz misafir!

Fenerbahçe adına neyi anlatalım? Rezil futbol oynamanın bir puandan başka getirisi olmadığını mı? Ertelenmiş doğruların sahneye konmasını beklerken, yeni yanlışları izlediğimizi mi? Bırakın beraberliği yenilsen bile kişilikli oynayacak ve dik duracaksın. O yüzden maçın sonunda, "herkes kendi gerçekleri önünde diz çökmeli" demekten başka söz bulamadım.


Öncelikle şunu söylemeliyim, maçın son dakikalarında rakibine kasti olarak dirsek atan Skriniar'ın hareketine bırakın kırmızı kartı faul bile vermeyen Mehmet Türkmen'e yüreklerde kaç maç ceza verilir acaba? Hakemler bu adamın çamurluğu olmayı da çok seviyorlar da bir tane yürekli hakem çıkmayacak mı?


Fenerbahçe adına özellikle felaket bir ilk yarı. Formalar üstlerinde ama birçok futbolcunun ayakları da ruhu da futbolun dışında. Oyunu genişletmek, rakibe tepki vermek adına hiçbir şey yok. Gaziantep'in bindirme hızı, Fenerbahçe'den iki gömlek üstün. Fenerbahçe'de forma giyen bir orta alan oyuncusu, rakibin baskı yapmadığı anda bile orta sahadan topu kalecisine göndermez. Guendouzi gönderdi.


Adam eksiltmenin fazla görülmediği takımda, enine değil boyuna oynamak zorunluluktur. Fenerbahçe savunmasında özellikle Mert Müldür kendine hata ısmarlarken, baktım da kanatların takımla arası bozuk. Hücumlar salına salına ve orta alan tamamen çökmüş. Bütün bunlara rağmen Fenerbahçe adına ilk yarıda iki net pozisyon var, ikisinin de mimarı Kerem. İkisini de sözde ustalar imha etti. Madem öyle, "hedefe kilitli olmayınca çilingire de gerek yok" dedim. Rakibe oynama imkanı ve net gol pozisyonları veren Fenerbahçe'nin en çok ihtiyaç duyduğu adamın Talisca olduğunu söylesem ne yazar. "Arkası dönük santrfor mucidi İsmail Kartal'a özellikle ilk yarıdaki Lukaku'ya mahsuben "bazıları skor adamıdır bazıları dekor" diye not göndersem okur muydu acaba? İkinci yarıda Lukaku'nın yüzünü kaleye dönük oynamasıyla bir kıpırtı hissedilse de görüşüm sabittir.


Fenerbahçe koca maç boyu "çaresiz misafir" rolünden çıkamadıysa, sahadan yenik çıkması bile mümkündü. Sonuç olarak bu takım hak ettiğinden fazlasını aldı. O yüzden mutlak galibiyet masallarını da garantili mesajları da boş verin. Maçtan önce hayaller tek kale olsa da gerçekler çift kaledir. Hayaller gerçeklerle böyle yüzleşir. İçindeki dava daha maçtan önce düştüyse ayakta kalamazsın! Kime diyoruz? Duymayanlara!

Alkışlarla!

Dün gece sarı direncin rengiydi, lacivert inancın. İkinci yarıda bir ruh yüzleşmesi, çağdaş futbol motifleri içeren görüntüler. Bana sorarsanız Şampiyonlar Ligi'nin tören alanına giren bir Fenerbahçe gerçeği. Bunun tercümesi de 'Fenerbahçe kaybetmeye kaşını oynattığı sürece, rakip kim olursa olsun başı dik çıkması kaçınılmaz."

Aslında dün gece iki farklı resim vardı. Birinci resimde 'kazaya kurban gitmemem gerek' duruşu. ikinci yarıda özgüveni yüksek takım duruşu. Çelişkiler düşünceleri de bozar. Ve savunmanın sadece seyrettiği bir pozisyonda gelen gol. Ve rakip alanda çok az görünen bir Fenerbahçe.

Bazen rakip alandaki kavganın şeklini değiştirmek gerekir, bant yayından çıkıp naklen oynamak gibi. Nietzsche'nin sözü; "hayata karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır.' Fenerbahçe ikinci yarıda onu yaptı. Roma'nın kof yanlarını keşfetti. İlk yarada orta alanda faul sergisinde hakemin gözünün içine bakan Vedat Muric, rakip kale önünde aktif role soyundu, ilk yarıda sahada parmakla gösterilen Greenwood, Brown'ın golünde 'istiridye kabuğundan çıkan inci' oldu. Ama Kante'nin harika bilek hareketleriyle rakip kale önüne getirdiği topu harcandığını görünce 'çok yazık oldu' dedim. O yüzden bu maçtan çıkan bir diğer sonuç: 'son dokunuş ustasına mutlak ihtiyaç!"

Rakibi ayaklarıyla ve ruhuyla terbiye eden iki özel adam vardı, Kante ve Greenwood. Roma'nın bu adamlardaki sihrin yükünün altından kalkması mümkün olamazdı. Talihine dua etsin. Brown'ın da en iyi gecelerinden biriydi. İsmail Yüksek yine görkemli sadeliğinde. Her zaman maçların ikinci yarılarında oyundan düştüğünü gördüğümüz Fenerbahçe'nin son dakikalara kadar maçı kazanmak istemesindeki "gelişim" iyi gidişin belgesidir. Ama savunma için soru işaretlerim hala devam ediyor. Kaleci Ederson hariç!

Verilen mücadeleye baktığımız zaman Fenerbahçeli futbolculara yakışan en anlamlı gerçek; 'aşkın ve gururun savaşçıları' olduğudur! Sonuç olarak Roma gibi bir takımdan alınan beraberliğe galibiyet muamelesi yaparsak, Fenerbahçe'yi "küçük" düşürmüş sayılmayız. Sürükleyici bir macera kitabının ilk sayfasında bir puanın kimden alındığının önemi "büyük" çünkü. Ayrıca böyle mücadele eden bir takım maçı kaybetse bile bütün tribünler ayakta alkışlardı.

Öpülecek eller!

Ne kadar kırmızıyız ne kadar beyaz. Tarihimizde hiçbir takımımız kadın voleybolcularımız kadar görkemli bir başarı elde etmedi. Hiç bu kadar zarif ve inançlı bir spor topluluğu görmedik.
Yüklendikleri ideal sahaya yürek koymaksa koydular. Sporun 'sanat dalı' olduğunu yıllardır gösteren ve Avrupa Şampiyonu olan kadın voleybolcuların bir kez daha ellerini öpüyor alnıma koyuyorum. Kadın sporcuların temiz elleri futbolun kirli ayak oyunlarından bin kere değerlidir! Futbolun kültürü ne zarafete müsait ne asalete!

Derbide gördük ki Beşiktaş'ta iyiye giden çok şey, Fenerbahçe'de kazanmak adına hiçbir şey. Beşiktaş'ta dirilen bir akşam, Fenerbahçe'de formaların içinde ölü bedenlerle yitirilen bir akşam! İki teknik adam arasındaki "düşünce ve kalite farkı" meselenin diğer özeti.
Sebepler sezon başında sorgulanmazsa, sezon sonundaki sonuçlara katlanmak kaçınılmazdır.
Kaç yıldır kaderin rotasını kendi elleriyle değiştirenler biraz da kendilerini değiştirsin. Yapılan transferlerle eskisinden güçlü olduğu varsayılan Fenerbahçe'nin "kendini imha planı" yine yürürlüğe girdiyse, bu takımın yoldan çıkma ihtimali de göz ardı edilmesin.

Düşüncede cesur olduğun zaman, futbolun korkulacak değil yaşanacak yanları var. Fenerbahçe'nin futbol oynaması için ruhen ve fiziken saha içinde 'yapılanması' her şeye yeter.
Bunun tercümesi; '90 dakikayı ciğerine çek, küreğini kendin çek. Sahte pozlar verme. O zaman kendini futbol olarak da keşfedeceksin ruh olarak da.' Ama elindeki güçle bile baş edemeyen bir teknik adam, çaresiz duruşunu değiştirmezse yapacak bir şey yok. Bu takım geçen sezon santrfor sorunuyla şampiyonluk verdi, şimdi Vedat Muriç gibi rakip savunmayı bir şekilde rahatsız eden adamın yanına maç içinde takviye yapmak gerekirken, onu sahadan almak yaratıcılıksa buyurun bütün altın harfler sizindir.

Beşiktaş iyi takım olma yolunda.
Trossard harika bir kumaş. Vlahovic gerçek bir santrfor. Her şeyden önemlisi futbolu okuyan ve takımını Saracoğlu'nda "çaresiz misafir" konumuna sokmayan Italiano'nun cesareti ve duruşu. Bu ülkeye bildiklerini unutarak gelmemiş. Eldeki yetersiz adamları bile farklı şekilde kullanmayı deniyor.

Galatasaray'da attığı golden sonra sakatlanıp çıkan Osimhen'e baktım.
'Saha dışında bile ayakta duramayan bu adama karşılık, saha içinde ayakta duramayan adamlar ne olacak?' derseniz, onun cevabını da bazılarına iltimas geçen Okan Buruk'a bıraktım.
Leao, böyle çürük bir savunmayla yediğinden fazlasını atmak zorundaki bir takıma ilaç gibi gelir, yoksa ödenecek bedeller olacağı muhakkak.

Fatih Tekke ile yollarını ayıran Trabzonspor fırtınadan farklı bir sonuçla çıktı. Onuachu ertelediği dönüşünü gerçekleştirirken, Salah ve Aral için söylenecek sözüm; "yıldız olmak gecenin güneş alan kısmını işaret eder." Ama soru işaretlerini de inkar etmemek gerekiyor. Çünkü farklı galibiyetler gerçeklerin üzerini örter.

Hakemler bildiğiniz gibi. Nuri Şahin'in gördüğü kırmızı kart; hiçbir şekilde duruşunu bozmayan bir delikanlının, maçta kritik hatalar yapan bir hakemin yanına gitmesiyle göreceği kart değildi.
Ama yıllarca ağalara bitirimlere kul köle olmaktan adaleti defterden silen hakemlerin gücü böyle efendi adamlara yetiyor!

O yüzden birçok hakem meslekteki saygıyı yeniden kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Onlar meslekten el çektirdikten sonra nasılsa birçoğu ekranlarda yorumcu olur, düdükleri de boyunlarında kolye olur! Ve pozisyon yorumlarken adaletten falan bahsederler.
Komik olurlar da kimin umurunda!
Mesleğimiz bile onların artık!

Sizden bu kadar!

Dün gece Beşiktaş'ın arkadaşlık bağlarına, kazanma duygusuna övgülerimizi gönderirken, iki teknik adam arasındaki kalite farkını göz ardı etmeyelim. Çünkü bütün deliller İsmail Kartal'ın aleyhine. Maçın son 20 dakikasında yürüyecek hali kalmayan Fenerbahçe'ye karşılık, pas trafiği muhteşem ve son dakikaya kadar rakip alana bindiren bir Beşiktaş. Bu zor maç Beşiktaşlı futbolcuların ritmi tutturdukları zaman "ne kadar çok" olduklarının da belgesidir. Ligin 4 maçında 2 yenilgi alan Fenerbahçe'nin daha ne kadar yok olacağının merak sorusudur.

Greenwood'un başlattığı pozisyonları final sahnesinde harcamasıyla, Skriniar gibi bir adamın gol atması arasındaki çelişkiye bakınca "futbol böyle bir şey" dedim. "Hata ve talih olmasaydı futbol olmazdı!" Rıdvan ve Vlahoviç'in attığı gollerde de Skriniar'a baktım da o da topla birlikte gol oldu sanki. "Tek hamlede mat olan bir adamı dikkatli izlerseniz, rakip takımda en çok görmek istediğiniz birinin kendi takımınızda olmasından rahatsızlık duymanız gerekir" dedim. Ardından 'çamur adam şenliklerinde neden bu adamdan başka bir Fenerbahçeli boy göstermiyor?' diye kendi kendime söylendim. Bunun cevabını da rakip tribünlere apış arasını gösteren böyle bir adamı bu takıma kaptan yapanlara bıraktım.

Bazı yenilgiler özre müsait değilse, bazı futbolcuları dikkatli irdelemenin zamanı gelmemiş midir? Ne yani ligin başı diye gerçekleri inkar mı edeceğiz? Greenwood'a parantez açarsam (adı efsane olanlar yaptıklarından değil yapamadıklarından sorumludur) der ve parantezi kapatırım. Geceyi harcayanların başını çekenlerden biriydi. Lukaku için Talisca'yı harcayanlar, bir sezonu daha harcamayı göze aldıysa diyecek bir şeyimiz yok demektir. Kerem Aktürkoğlu'nun Barış Alper'den hiçbir farkı yok, hakeme oynamakla pozisyona yürek koymak farklı şeyler. O yüzden Kerem'in pozisyonunda penaltı bekleyenler duvarına Barış Alper'in posterini assın.

Beşiktaş hem düşünce hem kalite açısından rakibinden öndeyse, gecenin alkışlarını Beşiktaş'a gönderirken, mesajımızı da Fenerbahçe'yi gönderiyoruz. Bu takımın yanlışlardan vazgeçeceğini sanmak en büyük yanılgımız oldu. Kazanmanın yasası istemektir deyip, 'futbol aranıyor' ilanlarına cevap bile vermeyen Fenerbahçeli futbolcuların yerine noktayı biz koyalım. 'Bu maçta sizden bu kadar!' Üstelik gelecek de soru işaretleriyle dolu.

Beyaz eldiven!

Zamanında sorgulanmayan yanlışların bugün doğrulanmasının verdiği zararı da hesaba katmak gerekiyorsa, Talisca'nın Fenerbahçe'den ayrılışını doğru irdelemek gerekiyor. Elbette bu kadar yabancıya karşıyım, Talisca'nın orta alanda uyukladığı maçları da inkar etmiyorum ama sezona harika başlayan bir adamın kesinlikle takımda bırakılması gerektiğini düşünmüştüm. Bu sezon en çok ihtiyaç duyulan bir adamla yolları ayırmaya sadece ekonomik olarak bakanlar hiçbir halta yaramayan yabancılara ödenen paraları da hesaba katmalı. En güçlü olması gereken sezonda özne paraysa, transferde harcanan paralar nokta vuruş mu bekleyip göreceğiz. Çünkü Talisca'dan kazanıldığı farz edilen paranın kimlerle kaybedildiğini görmek de ihtimal dahilinde!

Yıllardır kurduğum bir cümle var. 'Yerli gençleri kapı eşiklerine yatırmayın, sırtlarını sıvazlayın ve sahaya salın. Ne verdiyseniz karşılığını alırsınız.' Çünkü gençlerin direncini arttıracak ve futbola asalet katacak değerler o güzel insanların verdiği emeklerle şekillenir. Oğuz Aydın'a baktım da sırtındaki forma ateşböceği gibi parlıyor. Bu adam yıldız muamelesi görmedi ama yıldızlardan ateş almaya gidecek kadar yürekli olduğunu herkese gösterdi. O yüzden bu kadar yabancıya da gerek yok, eski borçların bedelini ödemeye de!

Yabancının kalitelisine lafım yok. Vedat Muriç gibileri sadece kral olmak için değil, arkadaşlarına yollar döşemek için vardır. Oyuna genişlik kazandıran Asensio ve Greenwood kalitesi asla tartışılmayacak isimler. Ama gerçek anlamda randıman verdikleri zaman Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi maçları iki ihtimalli olmaktan çıkar. Çünkü yıllanmış bir özlemin karşılığı beklemek özellikle taraftarın hakkıdır.

Galatasaray, Osimhen efsanesinin takviye edilmesi gerektiğini düşünürken önemli takviyeler yaptı. Lige başladığı kadrodan daha güçlü olacağı kesin. Bazı futbolcularda inat etmenin sonu gelecektir diye düşünüyorum. Gece yoklamasında kaçakları oynayanlara iltimas geçilirse ve emeğe değer verilmezse karşılığında bir bedel ödenir. Bu da kaçınılmaz.

Beşiktaş'ın takım bütünlüğü dikkat çekiyor. Usta bir teknik adam, harika bir kaleci ve golcüyle arkadaşlık bağları üst seviyede. Kaç zaman sonra ilk kez bu kadar iddialı olacağını düşünüyorum ama bu takımın kırılgan bir yanı var. O da takımda olmaması gereken adamların varlığı, pozisyonlarda 'boş bulunanlar!' Bir kişi bazen rakip için 'çok kişidir' ama bir kişi bazen kendi takımı için de 'yok kişidir' ve kazalara sebep olur. Dilerim ben yanılmış olurum.

Trabzonspor'da Fatih Tekke'nin vedasına üzüldüm. Düzgün ve doğru adımlar atan her adamın gidişi gibi. 'Yol uzunsa kısa kesmemek gerekir' diye düşündüm ama eldeki kadronun kalitesiyle, oynanan futbolun çelişkisini her zaman teknik adam öder. Sorumluluk almayan futbolcuların yüzüne ayna tutmak ikinci perde!

Hakemler meslekteki saygıyı kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Vicdan yoksa görüşlerdeki netlik de bozuktur mertlik de ama kimin umurunda! Yöneticilerin çığırtkanlık sezonu gerçek anlamıyla daha açılmadı. Geçen sezonlarda gördük; herkes üzerine düşen kötülüğün karşılığını alırken, yüzüne beyaz eldiven vurularak düelloya davet etmenin modası geçti. Yeni moda sırtından vurmak, hem de on adım atmadan! 'Zamanın ruhu' diye bir şey varmış ya, o yüzden 'mazinin asaletine' kurban olayım.