CANLI
SKOR
Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Öpülecek eller!

Ne kadar kırmızıyız ne kadar beyaz. Tarihimizde hiçbir takımımız kadın voleybolcularımız kadar görkemli bir başarı elde etmedi. Hiç bu kadar zarif ve inançlı bir spor topluluğu görmedik.
Yüklendikleri ideal sahaya yürek koymaksa koydular. Sporun 'sanat dalı' olduğunu yıllardır gösteren ve Avrupa Şampiyonu olan kadın voleybolcuların bir kez daha ellerini öpüyor alnıma koyuyorum. Kadın sporcuların temiz elleri futbolun kirli ayak oyunlarından bin kere değerlidir! Futbolun kültürü ne zarafete müsait ne asalete!

Derbide gördük ki Beşiktaş'ta iyiye giden çok şey, Fenerbahçe'de kazanmak adına hiçbir şey. Beşiktaş'ta dirilen bir akşam, Fenerbahçe'de formaların içinde ölü bedenlerle yitirilen bir akşam! İki teknik adam arasındaki "düşünce ve kalite farkı" meselenin diğer özeti.
Sebepler sezon başında sorgulanmazsa, sezon sonundaki sonuçlara katlanmak kaçınılmazdır.
Kaç yıldır kaderin rotasını kendi elleriyle değiştirenler biraz da kendilerini değiştirsin. Yapılan transferlerle eskisinden güçlü olduğu varsayılan Fenerbahçe'nin "kendini imha planı" yine yürürlüğe girdiyse, bu takımın yoldan çıkma ihtimali de göz ardı edilmesin.

Düşüncede cesur olduğun zaman, futbolun korkulacak değil yaşanacak yanları var. Fenerbahçe'nin futbol oynaması için ruhen ve fiziken saha içinde 'yapılanması' her şeye yeter.
Bunun tercümesi; '90 dakikayı ciğerine çek, küreğini kendin çek. Sahte pozlar verme. O zaman kendini futbol olarak da keşfedeceksin ruh olarak da.' Ama elindeki güçle bile baş edemeyen bir teknik adam, çaresiz duruşunu değiştirmezse yapacak bir şey yok. Bu takım geçen sezon santrfor sorunuyla şampiyonluk verdi, şimdi Vedat Muriç gibi rakip savunmayı bir şekilde rahatsız eden adamın yanına maç içinde takviye yapmak gerekirken, onu sahadan almak yaratıcılıksa buyurun bütün altın harfler sizindir.

Beşiktaş iyi takım olma yolunda.
Trossard harika bir kumaş. Vlahovic gerçek bir santrfor. Her şeyden önemlisi futbolu okuyan ve takımını Saracoğlu'nda "çaresiz misafir" konumuna sokmayan Italiano'nun cesareti ve duruşu. Bu ülkeye bildiklerini unutarak gelmemiş. Eldeki yetersiz adamları bile farklı şekilde kullanmayı deniyor.

Galatasaray'da attığı golden sonra sakatlanıp çıkan Osimhen'e baktım.
'Saha dışında bile ayakta duramayan bu adama karşılık, saha içinde ayakta duramayan adamlar ne olacak?' derseniz, onun cevabını da bazılarına iltimas geçen Okan Buruk'a bıraktım.
Leao, böyle çürük bir savunmayla yediğinden fazlasını atmak zorundaki bir takıma ilaç gibi gelir, yoksa ödenecek bedeller olacağı muhakkak.

Fatih Tekke ile yollarını ayıran Trabzonspor fırtınadan farklı bir sonuçla çıktı. Onuachu ertelediği dönüşünü gerçekleştirirken, Salah ve Aral için söylenecek sözüm; "yıldız olmak gecenin güneş alan kısmını işaret eder." Ama soru işaretlerini de inkar etmemek gerekiyor. Çünkü farklı galibiyetler gerçeklerin üzerini örter.

Hakemler bildiğiniz gibi. Nuri Şahin'in gördüğü kırmızı kart; hiçbir şekilde duruşunu bozmayan bir delikanlının, maçta kritik hatalar yapan bir hakemin yanına gitmesiyle göreceği kart değildi.
Ama yıllarca ağalara bitirimlere kul köle olmaktan adaleti defterden silen hakemlerin gücü böyle efendi adamlara yetiyor!

O yüzden birçok hakem meslekteki saygıyı yeniden kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Onlar meslekten el çektirdikten sonra nasılsa birçoğu ekranlarda yorumcu olur, düdükleri de boyunlarında kolye olur! Ve pozisyon yorumlarken adaletten falan bahsederler.
Komik olurlar da kimin umurunda!
Mesleğimiz bile onların artık!

Sizden bu kadar!

Dün gece Beşiktaş'ın arkadaşlık bağlarına, kazanma duygusuna övgülerimizi gönderirken, iki teknik adam arasındaki kalite farkını göz ardı etmeyelim. Çünkü bütün deliller İsmail Kartal'ın aleyhine. Maçın son 20 dakikasında yürüyecek hali kalmayan Fenerbahçe'ye karşılık, pas trafiği muhteşem ve son dakikaya kadar rakip alana bindiren bir Beşiktaş. Bu zor maç Beşiktaşlı futbolcuların ritmi tutturdukları zaman "ne kadar çok" olduklarının da belgesidir. Ligin 4 maçında 2 yenilgi alan Fenerbahçe'nin daha ne kadar yok olacağının merak sorusudur.

Greenwood'un başlattığı pozisyonları final sahnesinde harcamasıyla, Skriniar gibi bir adamın gol atması arasındaki çelişkiye bakınca "futbol böyle bir şey" dedim. "Hata ve talih olmasaydı futbol olmazdı!" Rıdvan ve Vlahoviç'in attığı gollerde de Skriniar'a baktım da o da topla birlikte gol oldu sanki. "Tek hamlede mat olan bir adamı dikkatli izlerseniz, rakip takımda en çok görmek istediğiniz birinin kendi takımınızda olmasından rahatsızlık duymanız gerekir" dedim. Ardından 'çamur adam şenliklerinde neden bu adamdan başka bir Fenerbahçeli boy göstermiyor?' diye kendi kendime söylendim. Bunun cevabını da rakip tribünlere apış arasını gösteren böyle bir adamı bu takıma kaptan yapanlara bıraktım.

Bazı yenilgiler özre müsait değilse, bazı futbolcuları dikkatli irdelemenin zamanı gelmemiş midir? Ne yani ligin başı diye gerçekleri inkar mı edeceğiz? Greenwood'a parantez açarsam (adı efsane olanlar yaptıklarından değil yapamadıklarından sorumludur) der ve parantezi kapatırım. Geceyi harcayanların başını çekenlerden biriydi. Lukaku için Talisca'yı harcayanlar, bir sezonu daha harcamayı göze aldıysa diyecek bir şeyimiz yok demektir. Kerem Aktürkoğlu'nun Barış Alper'den hiçbir farkı yok, hakeme oynamakla pozisyona yürek koymak farklı şeyler. O yüzden Kerem'in pozisyonunda penaltı bekleyenler duvarına Barış Alper'in posterini assın.

Beşiktaş hem düşünce hem kalite açısından rakibinden öndeyse, gecenin alkışlarını Beşiktaş'a gönderirken, mesajımızı da Fenerbahçe'yi gönderiyoruz. Bu takımın yanlışlardan vazgeçeceğini sanmak en büyük yanılgımız oldu. Kazanmanın yasası istemektir deyip, 'futbol aranıyor' ilanlarına cevap bile vermeyen Fenerbahçeli futbolcuların yerine noktayı biz koyalım. 'Bu maçta sizden bu kadar!' Üstelik gelecek de soru işaretleriyle dolu.

Beyaz eldiven!

Zamanında sorgulanmayan yanlışların bugün doğrulanmasının verdiği zararı da hesaba katmak gerekiyorsa, Talisca'nın Fenerbahçe'den ayrılışını doğru irdelemek gerekiyor. Elbette bu kadar yabancıya karşıyım, Talisca'nın orta alanda uyukladığı maçları da inkar etmiyorum ama sezona harika başlayan bir adamın kesinlikle takımda bırakılması gerektiğini düşünmüştüm. Bu sezon en çok ihtiyaç duyulan bir adamla yolları ayırmaya sadece ekonomik olarak bakanlar hiçbir halta yaramayan yabancılara ödenen paraları da hesaba katmalı. En güçlü olması gereken sezonda özne paraysa, transferde harcanan paralar nokta vuruş mu bekleyip göreceğiz. Çünkü Talisca'dan kazanıldığı farz edilen paranın kimlerle kaybedildiğini görmek de ihtimal dahilinde!

Yıllardır kurduğum bir cümle var. 'Yerli gençleri kapı eşiklerine yatırmayın, sırtlarını sıvazlayın ve sahaya salın. Ne verdiyseniz karşılığını alırsınız.' Çünkü gençlerin direncini arttıracak ve futbola asalet katacak değerler o güzel insanların verdiği emeklerle şekillenir. Oğuz Aydın'a baktım da sırtındaki forma ateşböceği gibi parlıyor. Bu adam yıldız muamelesi görmedi ama yıldızlardan ateş almaya gidecek kadar yürekli olduğunu herkese gösterdi. O yüzden bu kadar yabancıya da gerek yok, eski borçların bedelini ödemeye de!

Yabancının kalitelisine lafım yok. Vedat Muriç gibileri sadece kral olmak için değil, arkadaşlarına yollar döşemek için vardır. Oyuna genişlik kazandıran Asensio ve Greenwood kalitesi asla tartışılmayacak isimler. Ama gerçek anlamda randıman verdikleri zaman Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi maçları iki ihtimalli olmaktan çıkar. Çünkü yıllanmış bir özlemin karşılığı beklemek özellikle taraftarın hakkıdır.

Galatasaray, Osimhen efsanesinin takviye edilmesi gerektiğini düşünürken önemli takviyeler yaptı. Lige başladığı kadrodan daha güçlü olacağı kesin. Bazı futbolcularda inat etmenin sonu gelecektir diye düşünüyorum. Gece yoklamasında kaçakları oynayanlara iltimas geçilirse ve emeğe değer verilmezse karşılığında bir bedel ödenir. Bu da kaçınılmaz.

Beşiktaş'ın takım bütünlüğü dikkat çekiyor. Usta bir teknik adam, harika bir kaleci ve golcüyle arkadaşlık bağları üst seviyede. Kaç zaman sonra ilk kez bu kadar iddialı olacağını düşünüyorum ama bu takımın kırılgan bir yanı var. O da takımda olmaması gereken adamların varlığı, pozisyonlarda 'boş bulunanlar!' Bir kişi bazen rakip için 'çok kişidir' ama bir kişi bazen kendi takımı için de 'yok kişidir' ve kazalara sebep olur. Dilerim ben yanılmış olurum.

Trabzonspor'da Fatih Tekke'nin vedasına üzüldüm. Düzgün ve doğru adımlar atan her adamın gidişi gibi. 'Yol uzunsa kısa kesmemek gerekir' diye düşündüm ama eldeki kadronun kalitesiyle, oynanan futbolun çelişkisini her zaman teknik adam öder. Sorumluluk almayan futbolcuların yüzüne ayna tutmak ikinci perde!

Hakemler meslekteki saygıyı kazanmak için yapmaları gerekeni yapmıyor, ihtiyaç da duymuyorlar. Vicdan yoksa görüşlerdeki netlik de bozuktur mertlik de ama kimin umurunda! Yöneticilerin çığırtkanlık sezonu gerçek anlamıyla daha açılmadı. Geçen sezonlarda gördük; herkes üzerine düşen kötülüğün karşılığını alırken, yüzüne beyaz eldiven vurularak düelloya davet etmenin modası geçti. Yeni moda sırtından vurmak, hem de on adım atmadan! 'Zamanın ruhu' diye bir şey varmış ya, o yüzden 'mazinin asaletine' kurban olayım.

Film gibi!

İnançlı mücadelenin kendine has armonisi vardır hem rakibi sindirir hem kazanma sadakatinin dışa vurmasının sebebi olur. Fenerbahçe'nin Samsun'da kazanmasına gerekçe olan gerçeğin tanımı buydu. Sahada görünen kaliteyle, gerçek anlamda henüz alınmayan randıman birleşirse o zaman takım olma gerçeğinin tanımı yerine oturur. Şapkadan tavşan çıkarmaya gerek yok, işçi tulumu yeterli.

Çoğu zaman kenarda bırakılan ve hatta gönderilmesi düşünülen Oğuz Aydın için iki sezon önce yazdığım cümleler önümde duruyor. "Bu adamın sezon başından beri gizlendiğini zannetmiyorum, herhalde idmanlarda iyi izlenmemiştir." Adı yabancı olsa, emin olun ki Oğuz'un yeri daha garanti olurdu. Çünkü yerli yeteneklere 'yabancı' olmak bu ülkenin yasası. O yüzden Oğuz gibilerinin tırnaklarını kazıyarak verdiği mücadele tırnak içine alınmalı. Hakemler izin verdikçe ve işlerine geleni görmezden geldikçe, zalim bir virüs bütün futbolcuları sarıyor ve ummadık isimler kendilerini sıraya koyuyor. Yazık oluyor çok yazık. Rakibinin bileğine basan Semedo'nun hareketi kesinlikle kırmızı kart.

Galatasaray'da varsa yoksa Osimhen. Bütün takımı tek başına sırtlıyor. Gerçek yürek hamalı. Bir insan formasına bu kadar mı sadakat gösterir, mesleğine bu kadar mı saygı duyar? Elinden gelenin fazlasını vermeye gayret eden kaç futbolcu var bu ülkede? Pozisyonlardaki duruşu yanardağ soluması ama bu sorumluluk ve böyle yolculuk bir futbolcuyu fena halde hırpalar. Kendisine hiç yakışmayan hakemle oynamak gibi bir tavrı da bunların sinyali.

Özverisi ve yaratıcılığı gittikçe kaybolan Barış Alper Yılmaz'ın Arda'ya attığı dirsekte 'bi zahmet' sarı kart gösteren hakem, o dirseği Arda atsaydı koşarak kırmızıyı göstermez miydi? Barış Alper futbolu unutmuş ama şortunu yukarı çekmeyi hiç unutmuyor.

Bütün dünya tanıyor da Vlahovic pazartesi günü Beşiktaş taraftarına kendini takdim etti. Tank gibi duruşu var ama vuruşlarındaki incelik büyük golcülüğün mührü. Formasıyla bu kadar erken bütünleşen adamların takıma neler katacakları ortada. Kaptan Orkun'un penaltıyı Vlahovic'e bırakmasındaki incelik, takımdaki arkadaşlık bağlarının ve kaptan duruşunun simgesi. Yorumlara baktım da 6 gollü galibiyeti Fenerbahçe'ye gözdağı vermek gibi gösterenler var. Her haykırış kendi dağında yankı bulur, 'gözdağında' değil.

Trabzonspor lige kötü başladı. Karşısında dirençli ve sağlam bir Amed takımı vardı ama maçı iyi oynarken kaybetti diyebiliriz. Geçen sezonun savunmadan en iyi çıkan takımı bu sezon savruk. Takımda bakımsız futbolcular var. Onuachu mesela. Geçen sezonki duruşundan eser yok. Bazı futbolcuların yüzünden düşen parçalar toplanırsa, ortaya çıkacak olan görüntüyü tanımlamak kolaydır. Acılar sanatına isim verirken, futbol sanatına uygun görüntüler vermek hiç zor değil. O yüzden futbol sanatçısı Salah'a ayak uydurmak için bazılarının çok daha hareketli ve dirençli olması gerekiyor ama bakıyorum da bu takımda hala Ozan Tufan forma giyiyor.

Daha sezon başında bizleri tedirgin eden hakemler için cümlelerim hazır. 'Hayatta hepimiz yolcuyuz. Arkadan gelene saygı duyuyorsan kenara çekileceksin. Karşıdan gelene saygı duyuyorsan geri çekileceksin. Adam gibi maç yönetemiyorsan futbolun hayatından çekileceksin. Yoksa film olsan çekilmezsin!'

Özel tasarım!

Dün gece Fenerbahçe adına görkemli bir futbol yoktu ama disiplin vardı, sadakat vardı ve 3 puanı almaya eğitilmiş bir takım duruşu vardı. Özellikle de özgüvenli bir duruş. Galibiyetten başka hiçbir sonuç mücadelenin karşılığı olamazdı.
Daha maçın başında iki kanattan da periyodik bindirmeler varken, Muriç'in attığı gole de bakınca, "bu maçta fark olur" diye düşündüm. Ama baktım ki herkes tek golle bir yere kadar rahat.
Durum böyle olunca Samsun'un Fenerbahçe savunmasını rahatsız eden bindirmelerini izledik. Baktım, onların da gücü bir yere kadar. Son çeyrekteki bindirmeler de buna dahil.

Sahadaki en özel adam Oğuz Aydın'dı. İzini kaybettirmekte de ustaydı, iz sürmekte de. İlk yarıda neredeyse bütün pozisyonlara itibar kazandıran delikanlı, attığı golde muhteşem vuruşla nasıl resital yazılır gösterdi.
Yedek kalmanın yan etkilerini zerre kadar hissetmeyen Oğuz'un bu takımda her şekilde yeri var. Bir futbolcu her pozisyona müdahale edip mücadele ederken, ayağındaki topları da arkadaşlarının ayağına ya da kafasına getiriyorsa özeldir. Hele böyle muhteşem gol atıyorsa çok özeldir. Vedat Muriç'le harika ikili olması da caba.

Takım oyununda isteyene iş çok.
Dün gece Greenwood sahada hiç yoktu. Rakibi yok etmenin yaratıcı yanlarını ve inceliklerini görmeyi beklerken, ondaki bireysel yoksulluğun takım oyununa nasıl sekte vurduğunu gördük. Özel adamların yokluğu böyle derin hissediliyor. Pozisyonların içinde olması gereken yerde bulunmadığı için de kendisinden böyle bahsediliyor.

Kante için hiç paragraf açmamıştım. Ruhunu meleklerden almış, formasını her şeyi bilmiş bir başka özel adam. Yüzünde sevgiden nur, ayaklarında huzur. Topu kapmak mesele değil de sonrasında tuşların üzerindeki zarif bir kuş gibi oyuna sokması ayrı bir zarafet. Rakip kale önünde az görünüyor olabilir ama bizim ülkemiz için çok fazla.

Bu maçı ligde gerçek gücüne gecikmiş bir takımın dönüşü olarak yorumlamak da mümkün. Dünkü maçın sonucu kollektif futboldan ziyade; zeka beceri ve duygunun oluşturduğu bir tasarım. Ne olursa olsun zor bir deplasmandaki böyle bir galibiyeti haftanın duvarına asarım.

Aşk yenilmez!

Dün gece Fransa'dan sarı lacivertli bir direniş ordusu geçti. Fenerbahçeli futbolcular "aşk yenilmez" dedi. Özlemin kaç yıllık olmasının önemi yok, böyle görkemli bir sonuçla Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın keyfi de başka. Herkes birbirine benzeyince galibiyetin adı zafer oluyor. Herkes formasının hakkını verince gece de onların hakkını veriyor.
Fenerbahçe dün gece fiziksel ve taktiksel olarak kazanmaya uyarlanmıştı. "Canlı bağlantı" 60'ıncı dakikaya kadar hiç aksamadı. Rakibin kendi alanından çıkış hızına karşılık, ilk tedbir orta alanda alınmıştı, ardından kademeli savunma. Forvet hattının açılımı da harikaydı. Paylaşılan duyguların futbolda anlam bulmasının belgesiydi atılan goller. Kendine güvenle takipçilik arasındaki bağların nasıl sanata dönüştüğünün de harika görüntüleri. Atılan goller kadar, kurtardığı toplarla maçın kaderine en çok etki yapan isimlerinden biri de kaleci Ederson'du. Muhteşem oynadı.
İkinci yarıda Lyon'un golü gelince kısa süreli bir travma yaşandı. Fenerbahçe forvetinin rakip savunmaya hiç baskı yapmadığı dakikalarda, Lyon'un orta alanda boy göstermesini izledik. Yüreğimizin ağzımıza geldiği dakikalar da oldu. Lyon'un incelemeye alınan ve iptal edilen iki pozisyonu var. O pozisyonları incelemeye gerek bile yok, üstelik Muriç'in verilmeyen penaltısı da hakemin sabıkası olarak gecenin utancı.
En çok Oğuz'un kaçırdığı net pozisyona takıldım ama çok iyi niyetli bir delikanlı için ayrıntılara kafa yormanın anlamı yok. Fenerbahçe'nin gösterdiği muhteşem mücadeleyi, arkadaşlık bağlarını ve kazanma duygusunu ayakta alkışladım. Her türlü şartta 'Lyon'dan bu turu almadan gitmem' diyenlere saygılarımı sundum.
Bu sezon özel olmak Fenerbahçe'nin futbol yasası. Fenerbahçe taraftarı için de harika bir futbol sineması. Çok daha özel filmler için herkes yerini alsın. Bu takım Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın haritasını buldu, şimdi hazineyi de bulacak. Bu güç ve kudret onlarda mevcut. Dün gecenin bütün dillerde tercümesi buydu.

Futbol ahlakı!

Yüksek bütçeli transferler yapan Fenerbahçe'nin bir yanı önüne geleni devirecek gibiyken öte yanı dokunsan yıkılacak gibiyse ortada bir sorun var. Ortada bu çelişki yüklü manzarayı seyrederken hiçbir tedbir geliştirmeyen birileri var. Lige tedirgin başlamanın telafi edilecek yanı çok da yarın Lyon'la yapılacak maçın asla telafisi yok. Konyaspor'un son 20 dakikada 'en anlamlı savunma saldırmaktır' düşüncesiyle Fenerbahçe'ye nasıl sıkıntılar yaşattığını gördük. Savunmanın bütün ipliği pazara çıktı. Bu görüntülerin Lyon'a ilham verme olasılığından söz etmek kadar, Fenerbahçe'nin sahaya yürek koymasının kaçınılmaz olduğu da bir gerçek. O yüzden bugün söylenecek söz belli; 'büyük takımlar beyaz bayrak asmaz ölümüne koşar.'


Galatasaray'ın Erzurum'da farklı kazanmasının kaliteli futbolla ilişkisi yok, sadece rakibin çok zayıf olmasıyla ilgisi var. Osimhen'in her zamanki çırpınışını ve attığı iki golü ayrı tutuyorum ama takımda bütünlük de yok eski heyecan da. Ayrıca bazı futbolculara iyi bakmak gerek. Rakip bu kadar çaresiz durumdayken ve Galatasaray 3 farklı öndeyken Barış Alper Yılmaz'ın hakemden penaltı dilendiği bir sahne var. Bu pozisyona bakınca 'spor ahlakı başka şey' dedim de bu gerçeklerin bizde itibarı yok!


Alanya'da bir hakem skandalı yaşandı, Beşiktaş da açıkça katledildi. Kazanmasına engel olan hakemin adı Adnan Deniz Kayatepe. Maçı Alanya kaptanı edepsiz Fidan Aliti'yle birlikte yönetti. Zerre kadar futbol ahlakı olmayan Aliti'nin daha maçın 7'nci dakikasında Trossard'a attığı tokatın karşılığı kırmızı kart. Oh'un attığı ve sayılmayan golde sahte faulle hakemle iş birliği yapan da bu adam. Sonrasında yaptığı çirkinliklerin cümlesi hakem ikramı. Cezaalanı içinde Vlahoviç'e yaptıklarını da ekrandaki hakem eskileri yorumlasın. 'Böyle bir hakeme bu topraklarda bir daha maç yönetmek yasaklanmalı' desek itibar görmez. O halde cümlemizi değiştirelim. 'Beşiktaş'ı kolay lokma görenlerin yedikleri her lokma haram olsun.'


Trabzon'da Salah rüzgarı esti. Liverpool efsanesi olarak İngiltere'nin tozunu atan adamın yaşını boş verin. Koştukça ve mücadele ettikçe gençleşen bu adam attığı 2 golle galibiyetin mührünü basarken, "daha bitmemiş efsane çağı" dedim. Trabzonspor rakip alana bindirme hızını artırırsa ve hatlar arasında uzaklık yakınlaşırsa, Salah şapkadan tavşan da çıkarır!


Ligin en ilginç sonuçları Gençlerbirliği takımına ait. Fenerbahçe'den sonra deplasmanda Göztepe'yi yenmek kolay iş değil. Bu takıma ruh katan, sadakat katan Metin Diyadin'in de hakkını vermek istiyorum. Üç paralık adamların gündem oluşturup boy gösterdiği, trollerle beslenen ağaların kendini gündemde tuttuğu bir düzende, Metin Diyadin gibi emekçileri öne çıkarmak da boynumuzun borcu olsun.


"Adaletsizliğin sabıka kaydına isimlerini yazdıranlar futbolda şiddeti ve nefreti azdıranlardır" dersek haksızlık etmeyiz. Sadece sahadakilerin değil, VAR hakemlerinin de adaletsiz hakimiyeti VAR! İstedikleri zaman öyle net görüyorlar ki, işlerine gelmeyince at gözlükleri VAR! Bazıları sistemin maşası, bazıları korkaklığın kaşesi! Şu köşe eyyam köşesi bu köşe kirli düdük köşesi! Onların bazı maçlardaki neşesi sebepsiz değil.

İtibar ve ihbar!

Dün gece atılan dördüncü gole kadar sahada futbol adına anlam kazanmış bir Fenerbahçe vardı. Futbol galibiyete giden yolda hızı da seviyor fotoğraflanmış görüntüleri de. Fenerbahçe dün gece 70 dakikayı futbol adına kullandı. Hesabı da ilk yarıda kesti ama maçın son 20 dakikasında 4 gol yemeleri işten bile değildi. Bir takımın kendi sahasında racon kesmesinin bile özel bir yanı olmalı. Farklı galibiyette yıldızı parlayan kaleci Ederson'sa, bu çelişkinin hesabını da birileri vermeli.
Oysa rakip kale önünde baskı kurduğu zaman Fenerbahçe'nin pozisyon zenginliği kaçınılmaz. Futbolu özne yaptığı dakikalarda, bir örnek pozisyonlarla rakibini rahatsız ederken sahadaki en özel iki isim Greenwood ve Asensio'ydu. Futbolun sanat tarzını benimsemek her futbolcunun harcı değil. Top onların ayağına gelince ortam renklendi, derinlikler keşfedildi. Dar alanda bile rakibi şaşırtan dikine bindirmelerde Kerem'in de hakkını verelim. Rakip savunma için kesinlikle tehlike işaretiydi. Ne olduysa Kerem sahadan çıktıktan sonra oldu zaten. Orta alandaki Guendouzi de sezgi ve müdahale gücü en yüksek adam olarak öne çıktı. Diğerlerini sadece forma numarasıyla geçiştiriyorum.
Dördüncü goldeki üç vuruşlu krokide başlangıçta Skrinar'ı görünce, "ağzıyla kuş tuttu" dedim, ardından da "o kadar da olsun" dedim yalan değil. Farklı galibiyetin itibarı kadar ihbar edilen anonslara da iyi bakmak gerekiyor. Fenerbahçe'nin yediği gollere iyi bakın. Pozisyonu yürüyerek izleyenlere de tek hamlede mat olanlara da. Maçın ikinci yarısında rakibe verilen pozisyonlarda bu takımın en büyük zaafının savunmadaki ağırlık olduğunu fark etmek için birinin dizlerinin bağının çözülmüş olduğunu da görmek gerek ama bazen kendine bile geç kalır insan.
Dünkü mücadeleyi Şampiyonlar Ligi'ne kur yapma eğilimi ya da kontrollü istek gibi görebiliriz ama asıl mesele tutku. Çarşamba günü rövanş maçında meşalenin neferi olmak, mumları yakmak anlamına gelecek. Bu takım her maçın altından kalkacak güce ve karaktere sahip olduğunu göstermekle yükümlü. O yüzden dün geceden futbolculara kalan en anlamlı mesaj; 'Şampiyonlar Ligi bizi bekliyor gitmeliyiz!" Ama bu savunmayı görünce ister istemez soru işaretlerinin çengeli de doluyor. Yine de kurduğum cümle bu savunmaya karşılık "tur atlamaya duyulan özlemin şartlı refleksi" sayılsın. 'Bu takımın yeri orası' çünkü!

Geçiniz

Bazı maçlar gelecek adına uyarı mektubudur. Çünkü talihine güvenenler için gökten düşen elmalar bazen çürük çıkar. Karakterli bir duruşun ve futbolun gönlünü alamayan da geleceğe borçlu çıkar. Ama bazılarında can çıkar huy çıkmaz! Geçiniz!


Futbolculukta iyi bir kartvizite sahip olmanın bedeli alınan ücretle ortaya çıkar. Bir futbolcuda "aldığım paranın hakkını vermeliyim" duygusunun öne çıkması için bütün sezon beklemekte bile sakınca yoktur. Niceleri yıllardır milyonlarca dolar alıp yan gelip yatmıştır da bir tane daha olsa ne çıkar! Geçiniz.


Pahalı bir yabancıya "senin için formsuz diyorlar" diye bir laf üretilirken verilen cevaba bakın. "Formsuz olduğumu eski takım arkadaşlarım üretti." Formda olduğunu gösterme alanı sahanın ortasıdır da kültür sorunu bazen bir soru ve cevapla ortaya çıkar. Geçiniz!


Kirli tırnaklarını nostaljiye geçiren teknoloji yapay zekasıyla şimdi kendini klonluyor! Eskisinin yerine yenisinin alındığı bir eşyaya dönüşüyor insan. Ve gittikçe duygularını yitiriyor. Kurban olduğunuz teknolojiyle bir bakmışsınız benzeriniz yolun üzerinde karşınızda. "İkimizden biri bu dünyaya fazla!" dese ne çıkar. Geçiniz!


Hayat su gibi akıp giderken, bazıları kendilerini temize çıkarmadan dünyadan göçüp gidecekmiş de işin en utanç verici yanı buymuş. Her taşın altından çıkanlara hala 'paralı yollar' döşenirken, onlara daha ne hazine haritaları çıkar. Geçiniz!


Kara para kasası bir yönetici lüks restoranda balık yiyordu. Yanındakilere boğazından haram lokma geçmediğini söyledikten sonra aniden boğazına kılçık takıldı. Adamda bir el var, tek hamleyle kılçığı çıkardı. Bir anda alkış tufanı. Şimdiki zamanın züppeleri merdivenleri adım atmadan çıkar da onlar kirli fotoğrafların içinden bile alkışlarla çıkar. Geçiniz!


Sahada istediği ganimeti alamayanların kızınca okları yaydan çıkar, kan beyinlerine hücum ettiğinde dildeki filtreler bozulur. Kaybetmeyi öğrenemeyen kazanınca raydan çıkar. Haksızlık adına insana özgü ipuçları arandığında bütün deliller onların aleyhine çıkar da bunlara 'biraz da çocukları düşünün" desek ne çıkar. Geçiniz!


Ne utançtır ki bu ülkede popüler olmak için insanlıktan çıkmak gerekiyor. Renk ayrımı olmayan futbol izleyicisini bugün ekrana çıkarıp konuştursunlar, onların yorumcu ağaların ve trollerin aksine ne kadar kibar, kültürlü ve vicdanlı oldukları da ortaya çıkar. İzlediğiniz soytarıları hayatınızdan çıkarın' desek ne çıkar. Geçiniz!'


İyi insanların kötülere karşı kazanacağı bir zafer kalmadığı için, çocukların hayata tutunma projelerinin kimler tarafından iptal edildiğini görebiliyoruz. Minicik bir çocuğun üzerindeki formayı çıkaran tribündeki zorbalara karşı nostaljik özlemleri hor görmesinler! 'Dik durmak her mesleğin omurgasıdır' desek ne çıkar. Geçiniz!


Kurduğum cümlelerde umutsuzluk had safhada varsayılırsa, umut etmek için sebep üretenlerin kapısını maviye boyasam ne çıkar. Karanlıklar aydınlığı boğarken üstüne bir bardak soğuk su içiniz.

Ateşten halka

Çok önemli bir sınavın ilk perdesinde Lyon istediğini aldı, biz de istediğini verdik. Korkak sayılmazdık ama yeteri kadar cesur değildik. Bana sorarsanız Fenerbahçeli futbolcular geceyi yaşamadı. Kollektif ve estetik olarak farklı bir anlayışa sahip olan Lyon'u yenebilmek için meseleyi orta alanda çözmek gerekirdi ama olmadı. Talisca ve Kerem'in ikinci yarının başında oyundan alınması gerekirdi. Hele sahte faule yataklık etmekten başka bir şey yapmayan Talisca için Asensio'nun o kadar uzun süre kenarda bekletilmesi bir intihar.


Futbol böyle bir şey, kendinde eksik olanı sen fark etmiyorsan rakibin fark eder. Kendinde fazla olanı sonuca yansıtmıyorsan, bunun bedelini birileri öder! Şu anda her şey veresiye işlediği için hesaplar askıda!


Maçın başında Lyon'un istediği gibi oynayan bir Fenerbahçe. Sözde oyunun kontrolü Fenerbahçe'de ama kontrolsüz bir futbol ve tedirginlik de Fenerbahçe'de. "Kendi alanında top gezdirmenin modası geçtiyse, Fenerbahçe rakip alana daha hızlı geçmeli" diye düşündüm ama rakip kale önünde, yaptırım gücü yüksek bir anlayış hakim olmadığı içindir ki, bir örnek pozisyonlarla rakibini rahatsız etmenin bir getirisi de olmadı. Sistem tersine işlerken Lyon'un golü geldi. Yenilen golde topa sırtını dönen Skriniar'a iyi bakılsın. Bu adama gözü gibi bakanlar özellikle baksın, çünkü bu pozisyonların arkası sağlam önü açık!


İkinci yarıda Greenwood'un muhteşem golü, bir geri dönüş sinyali gibi geldi. Bir şeylerin değişeceğini sandım, ruhun ayaklanacağını. Lyon kalesi önünde daha çok gözüken Fenerbahçe'ydi, galibiyeti getirecek pozisyonlar da yakalandı ama bir takım hedefe kilitlendiği zaman çilingire ihtiyacı var. O çilingir yoktu.


Endişelere ve eleştirilere cevap hakkı rövanş maçında saklı. Kim ne kadar istekli kim ne kadar haklı göreceğiz. Denklemi çözen ayakta kalacak. Fenerbahçe bu turu geçmenin bir yolunu arayacak ama "ateşten halkaya" boynunu uzatmaya hiç gerek yoktu. O yüzden İsmail Kartal'a sormak lazım. "İsmail Bey tur ne tarafa?"