CANLI
SKOR
Zeki Uzundurukan

Zeki Uzundurukan

Muhammed Salah ‘Konferans’ verdi!

Trabzonspor, Finlandiya'da KuPS Kuopio'yu sentetik (suni) çimde oynanan maçta farklı yenerek Konferans Ligi'ne çok iyi bir başlangıç yaptı.
Ben en başta Thomas Reis'i kutlamak istiyorum. Elindeki dünya yıldızı Muhammed Salah ile maça başladığı için.
Beşiktaş derbisini mazeret göstererek Salah'ı saklamadığı için.
Büyük düşündüğü için...
Annemizin ligi yerine Avrupa'ya odaklandığı için.
Trabzonspor'un kadro kalitesinin Konferans Ligi'nde final oynayabileceğine inandığı için.
Trabzonspor gibi büyük bir kulübün teknik adamına da bu vizyon yakışır.
Önce Avrupa... Önce önündeki ilk maç en önemli maçtır.
Muhammed Salah dünkü maçta 55 dakika oyunda kaldı. Yine muazzam işler yaptı.
Müthiş bir asistle galibiyet kapısını aralayan Muhammed Salah, jeneriklik bir gol de atarak klasına ve büyüklüğüne yakışanı yaptı.

Onuachu'nun golü attıktan sonra hemen sakatlanması büyük talihsizlik.
Ama yerine oyuna giren Dju iki gol atarak Beşiktaş derbisi öncesinde formda olduğunu gösterdi.
Kaleci Onana, kornerden yediği golde hazırlıksız yakalandı. Çünkü önündeki KuPS'lu oyuncu, usta kalecinin dikkatini dağıttı.
Ama Onana, penaltıyı kurtararak, korner golündeki hatasını telafi etti.
Büyük kaleci Onana.
Avrupa kontenjanında yer alan Mendy'nin performansı da etkileyici idi. Bouchouari için aynı şeyi söyleyemem.
Dün ilk kez 11'de çıkan Samet Akaydin iyi niyetliydi. Ama penaltıya sebebiyet verince biraz oyundan düştü.
Aslında Beşiktaş maçı öncesinde iyi bir idman, iyi bir test maçı oldu.
Thomas Reis, yedek oyuncuların maç performansını yakından görmüş oldu.

Trabzonspor, Reis ile çıktığı iki lig, bir Avrupa maçında 11 gol atarken, sadece 2 golü kalesinde gördü.
İkinci yarıda Ozan Tufan'ın yerine giren Folcarelli, kaldığı yerden devam ediyor. Eski çevikliği ve hızından hiçbir şey kaybetmemiş.
Sürekli oynuyormuş gibi performans gösterdi. Maç eksiği olduğunu hiç hissettirmedi.
Thomas Reis büyük bir ihtimalle derbiye orta alanda Fabinho ile Folcarelli ikilisi ile çıkacak. Doğrusu da bu gibi görünüyor.
Trabzonspor adına işler yolunda gidiyor. Finlandiya'daki soğuk hava ve suni çime rağmen, bordo-mavili takım, baş döndürücü bir futbol ortaya koydu.
Trabzonspor'un geçen sezona göre çok daha güçlü ve alternatifli bir kadrosu var.
En önemlisi de ligde hiçbir takımda olmayan Muhammed Salah gibi bir dünya yıldızı var.
O Salah ki, futbolu ve forma aşkı ile bütün takıma örnek oluyor.
Dün KuPS karşısında yürekli futbolu ile gözlerimizin pasını sildi.
Trabzonspor'un ilk etapta Konferans Ligi'nde ilk 8'e kalacağını düşünüyorum.
Tebrikler Trabzonspor! Durmak yok, yola devam!

6 üstü Şampiyonlar Ligi öyle mi!

18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'ne kalan Fenerbahçe'nin Aston Villa maçına yeteri kadar önem vermediğini gördüm. Bu durum beni kahretti! Oysa UEFA'nın düzenlediği en prestijli futbol turnuvası değil mi Şampiyonlar Ligi! Adı üzerinde Şampiyonlar Ligi... Devler arenası... Fenerbahçe, dünkü Aston Villa maçında daha yürekli, daha ateşli futbol oynamalıydı. İsmail Kartal da en güçlü ve en doğru 11'i ile çıkmalıydı Villa Park'a! Mesela tedbir amaçlı kadroya alınmayan Asensio bu maçta oynayabilir miydi? Orta sahanın şah damarı Kante ile maça başlansa çok daha iyi olmaz mıydı?


Kafamda deli sorular derler ya, dünkü maçın ilk yarısında kalemizde gördüğümüz üç gol ve yaşadığımız büyük hayal kırıklığını anlatamam! Bu sezon Premier Lig'de başarısız sonuçlar alan Aston Villa'nın ve hocası Unai Emery'nin Şampiyonlar Ligi'ni ne kadar fazla ciddiye aldığını gördük! Anlayış farkı, vizyon farkı, hoca farkı... Ne derseniz deyin! Oynayacağınız ilk maç en önemli maçtır. Hele bu maç, Şampiyonlar Ligi maçıysa ateşlere basarak koşan, topu ısıran, gözlerden alevler fışkıran takım ruhu ile sahaya çıkarsınız! Doğru olan budur! Aston Villa maçından önce Alanyaspor maçını düşünmek bana doğru gelmiyor! Aston Villa maçını kazansanız, tüm Avrupa sizi konuşur! Alanya maçını kazanınca sadece bu başarı, Türkiye sınırları içinde kalır.


Aston Villa güle oynaya üç gol attı. Orta sahada dik duramadık, savunmada döküldük! Kante'nin yerine oynayan İsmail Yüksek, özellikle iki kez ağlarımızı sarsan Nicolas Jackson karşısında ağır çekim oyunu ile beni çok şaşırttı! İsmail kardeşim bu ne hal! İkinci yarıda da gereksiz yere Manzambi'den çalım yiyip, penaltı yaptırdın! Ya İrfan Can Kahveci'ye ne demeli! İrfan da ilk yarıda hayal kırıklığına uğrattı herkesi... Fenerbahçe adına ilk yarının en iyisi Oğuz Aydın'dı. Skor 1-0 Aston Villa lehine devam ederken, Oğuz'un Vedat'a öyle şık bir ara pası vardı ki, Vedat karşı karşıya pozisyonda topu Suzuki'ye nişanladı. Bunu atamayacaksın da neyi atacaksın Vedat!


Fenerbahçeli futbolcular için her Şampiyonlar Ligi maçı vitrin maçıdır, kariyer maçıdır. Bu maçlarda iyi oynarsanız, market değeriniz artar, Avrupa'da oynama hayaliniz gerçekleşir. Dün Fenerbahçeli futbolcular sahada savaşmadılar, yürekli ve coşkulu futbol oynamadılar. Son Dünya Kupası'nda İngiltere Milli Takımı'na çağrılmayan Greenwood'un da daha etkili olmasını bekliyorduk. İkinci yarıda da kötü oyunumuz devam etti. İlk yarıda Nicolas Jackson, ikinci yarıda da Barkley sahneye çıktı. 72'de skor 5-0 oldu! Son sözü ise eski Beşiktaşlı Tammy Abraham söyledi. Tam tamına yarım düzine gol yedik! Yuh artık! Fenerbahçe maalesef dün gece, Şampiyonlar Ligi'nde bir maç oynadığının farkında değildi Villa Park'ta! Altı üstü Şampiyonlar Ligi diye düşünürseniz, bu ligi küçümserseniz, rotasyon derseniz 6 gol yer eve felaket bir sonuçla dönersiniz! Yazık çok yazık oldu! Olan yine yağmurda-çamurda, kışta-ayazda bu takıma gönül veren, destekleyen 25 milyon Fenerbahçeli'ye oldu!

Güç ve kalite farkı!

Böylesine büyük Şampiyonlar Ligi maçlarını iki bölüm halinde incelemek lazım. Çünkü kenarda teknik adamlar, sahada da oyuncular, adeta bir satranç maçı oynuyorlar. Rakip dünyanın en formda takımı Barcelona'ydı. Bu sezon oynadığı bütün maçları farklı kazanan Barça'dan bahsediyoruz. Maç öncesinde çok umutlu ve ümitliydim. Evrene Galatasaray ile ilgili hep olumlu enerjiler gönderdim durdum! Barcelona'ya kaybetmek kolay ama kazanmak olaydı. Rams Park'ın büyülü atmosferinde başlayan maçta çok iyi bir ilk yarı çıkardık. Dünyanın en pahalı oyuncusu Lamine Yamal'ı (220 milyon euro) ilk 45'te Eren ve Jakobs ile iyi durdurduk.


İlk yarı zaman zaman Uğurcan Çakır ile Olmo, Gordon, Fermin Lopez ve Cancelo arasında geçti. Uğurcan Çakır ilk bölümü tam 6 net kurtarış ile tamamladı. Barcelona karşısında harika bir gol bulduk. Eric Garcia kanadından Leao etkili bindirmeler yaptı. Bu ataklardan birinde Leao ceza sahasına indi, Batrakov'a harika bir pas çıkardı. Galatasaray'ın yeni 10 numarasının şık vuruşunda savunmaya da çarpan top ağlara gitti. Bu golle Aslantepe'deki coşku, bir anda tüm evreni sardı. Yer-gök inledi. İlk yarının son anlarında bir anlık dalgınlığımız, savunmada adam paylaşımında yaptığımız hata gol yememize neden oldu. Şu anda Avrupa'nın en formda beklerinden biri olan Joao Cancelo skoru eşitledi. İlk yarıda ofsayt gerekçesiyle sayılmayan bir de golümüz vardı.


Barcelona, stoper çizgisini orta alana kadar çıkaran bir takım. Rakip hücumcuları her maç ofsayta düşürerek etkisiz hale getiriyorlar. Dünkü maçın ilk yarısında Galatasaray 5 kez ofsaytta kaldı. Bu beş ofsaytın dördünde Osimhen vardı. Çok kötü bir ilk yarı çıkardı Osimhen. Savunma arkasına dengeli ve iyi koşular yapabilseydik, ilk yarıda daha fazla pozisyon üretebilirdik. Baş döndürücü bir pas trafiği ile oynayarak rakiplerin sinirini bozan Barcelona'yı yenebilmek için kendi oyunlarının dışına çıkarmak şart. Barcelona'nın pas trafiğini bozacak, felç edecek zeki oyuncular şart. İkinci yarıya çok hızlı başlayan Barcelona art arda bulduğu gollerle skoru bir anda 3-1'e getirdi. Yamal asistleri yaptı. Yamal'ın ikinci asistinde, Barcelona'nın üçüncü golünde Eren Elmalı'nın adeta başı döndü, Yamal topla dans ederken...


Peş peşe gelen Barcelona gollerinden sonra tribünlerin de enerjisi düştü. İşler sahada kötüye gidince Okan hocadan üç hamle birden geldi. Batrakov, Lemina ve Yunus kenara gelirken; Sara, Lesley ve Sane oyuna dahil oldu. Geriye düşünce oyun disiplininden koptuk. Barcelona ceza sahamızda adeta cirit atmaya başladı. Barcelona dur-durak bilmeden 50 ile 65 arasında 3 gol birden attı. Bu 15 dakikalık bölüme de Yamal damgasını vurdu. İlk yarıda Barcelona karşısında dik durduk, sağlam durduk, etkili de olduk. Ama ikinci yarıda dünyanın en formda takımı karşısında ayakta kalamadık. Direnç gösteremedik. En büyük silahımız Osimhen, sakatlıktan yeni çıktığı için formsuz ve etkisiz bir günündeydi. Maç boyunca yakaladığı her pozisyonda ofsayta düştü Osimhen. Yamal ve arkadaşları, Rams Park'ta farka gitti. Enseyi karartmamak lazım. Galatasaray'ın önünde daha 6 maç var. Kolay bir fikstür bizi bekliyor. Haydi Galatasaray! Devler Ligi'nde daha yazacağın çok tarih var!

Önce hücum sonra savunma!

Thomas Reis, Galatasaray derbisindeki harika başlangıcını, ikinci maçında da sürdürdü. Hem de eski takımı Samsunspor'a karşı. Samsunspor deplasmanları hep zor geçmiştir Trabzonspor için. Ama dün ilk yarıda muazzam futbol oynayan bir Trabzonspor vardı sahada. Bordo-mavililerin öndeki hücum hattı çok formda ve çok kaliteli. Salah, Muçi, Aral ve Franculino Dju daha ilk yarıda Samsunspor savunmasını darmadağın ettiler. Thomas Reis yönetimindeki Trabzonspor, Galatasaray derbisinde ilk yarıyı 3-0 önde kapatmıştı. Dün de Samsunspor deplasmanında ilk yarıda 3-0'lık skorla soyunma odasına gitti.

Trabzonspor adına her şey yolunda giderken, bordo-mavililer tek kale bir oyun ortaya koyarken Melih Kabasakal amatörce bir hata yaparak takımını 10 kişi bıraktı. Ey Melih, Elliot Watt sana faul yapmış. Bu faul çok sert de olabilir. Hakem Oğuzhan Çakır da senin lehine faul vermiş. Sen nasıl gidip, rakibine o kırmızılık hareketi yaparsın! Bu nasıl bir sorumsuzluk! Bu nasıl bir amatörlük! Kırmızı kartı sonuna kadar hak ettin Melih Kabasakal! 30 yaşına gelmişsin, sen nasıl takımını eksik bırakırsın! Hem de çok iyi oynadığın bir maçta, hem de çok formda iken kırmızı kart gördün. Sen o hareketi yapıp kırmızı kart görürken, Franculino Dju'nun nasıl kahrolduğuna, nasıl dizini dövdüğüne bak! Oysa senin genç Dju'ya örnek olman gerekirdi... Maçta kırmızı kart görmen ne kadar yanlışsa, maçtan sonraki özür açıklaman o kadar doğru Melih! Kabul edilmiş bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir diyelim.

Trabzonspor ilk golü bir sol kanat organizasyonu ile buldu. Aral şık bir pasla Mustafa'yı gördü. Mustafa'nın jeneriklik pasını ise Muçi ağlara gönderdi. Trabzonspor'un ikinci golünde ise Muçi'nin büyük katkısı var. Muçi'nin sert şutunu Okan Kocuk kontrol edemedi, kaleciden dönen topu Nwaiwu filelere gönderdi. Bordo-mavililerin üçüncü golünde ise Franculino Dju, ceza sahasında rakibi tarafından çekilmesine rağmen penaltıya gitmedi, ayakta kaldı ve ustaca topu ağlarla buluşturdu. Dju çok hareketli ve gol sezgileri çok güçlü bir santrfor. 11'e 11 oynanan maçta Trabzonspor, Samsunspor'u adeta sahadan sildi. Bordo-mavililer, 10 kişi kaldıktan sonra özellikle de ikinci yarıda Samsunspor daha fazla Trabzonspor kalesine geldi.

Thomas Reis, ikinci yarıya başlarken, Muçi'yi kenara alıp, Ozan Tufan hamlesi yaparak orta sahayı güçlü tutmaya çalıştı. Bir kişi eksik oynayan bordo mavililer, geriye yaslanınca Samsunspor büyük baskı kurdu. Onana net kurtarışlar yaptı. Samsunspor'un üç topu direkten döndü. Thomas Reis baktı ki Samsunspor'un baskısı arttı, takım önde top tutamıyor, işler kötü gidiyor. Dönen topları hep Samsunspor alıyor. Hemen iki hamle yaptı Alman çalıştırıcı. Cabral ve Cenk oyuna girdi. Son bölümde ise Salah çıktı, Onuachu maça dahil oldu. İlk yarıda tek kale oynayan, 10 kişi kaldıktan sonra iyi savunma yapan Trabzonspor, Thomas Reis ile 2'de 2 yaptı. En önemlisi de Onuachu üzerinden oynanan oyun, çok yönlü bir oyun organizasyonuna dönüştü. Onuachu olmadan da bu takım çok rahat gol atıyor artık.

Uluslar Kabus Ligi!

Montella'nın artık şunu bilmesi lazım. Üçlü formasyon Türk futboluna uygun bir sistem değil. Bunu daha önce defalarca kulüp takımlarımızda denedik olmadı, geçmiş yıllarda Milli Takım'da test ettik olmadı. Montella, neden üçlü savunma anlayışında inat ediyorsun ki... Panik 11'lerin yetmiyormuş gibi bir de deneme tahtasına dönen taktiklerinle başarısızlıkta tarih yazmaya başladın Montella! Kazanmak için Bursa'da olduğu gibi, Bologna'da da çok güzel bir ortam vardı. Oysa İtalya, bizim Bursa'da onlara yaptığımızı bu kez bize yaptı. Neydi bu? Alan ve zaman... Biz Bursa'da İtalyanlar'a alan ve zaman konusunda çok cömert davranmıştı ki 27 dakikada 3-0 geriye düşmüştük. Dünkü maçın ilk yarısında bu kez İtalyanlar bize alan ve zaman yönünden konfor sağladı. Ama biz bunu değerlendiremedik. Bu dakikalarda oyun, Deniz Gül'ü çağırıyordu ki Deniz Gül yine sahada yoktu.

A Ligi'ndeki dört maçını da kaybeden Milli Takımımız, ilk 20 dakika dengeli ve kontrollü bir oyun ortaya koydu. İtalya'yı ceza sahamıza sokmadık. Biz önde pozisyonlara girdik. Yunus ve Salih ile iki pozisyondan da yararlanamadık. Sonrasında Di Lorenzo'nun ortasında ceza sahamızda seken topa Scamacca net bir vuruş yaparak geriye düşmemize neden oldu. A Ligi'ndeki dört maçlık periyotta yenilen gollerin çoğunda Zeki pozisyonların içinde. Çünkü savunmada belki hata yapıyor ama inanılmaz savaş da veriyor Zeki. Neden bu kadar ağır kalıyoruz topa müdahale konusunda anlamak zor. Maç boyunca İtalya'nın atletik orta saha oyuncuları karşısında geçiş hücumlarında ağır kaldık. Çok çabuk yorulduk.

İkinci yarıda gel-gitli bir oyun ortaya çıktı. İkinci bölüme iyi başladık. Ama atak sonlandırma konusunda yine büyük sıkıntı yaşadık. Sonlandıramadığımız ataklarımızda tehlikeli geçişler yedik. Böyle bir geçiş atağında Uğurcan Çakır, Doumbia'ya geçit vermedi. Bu dakikalarda hızlı oynamaya başlayınca net pozisyonlar bulduk. Bu pozisyonlardan birinde golümüz geldi. Yunus'un Zeki'ye yuvarladığı topu Zeki ceza sahasına çok iyi kesti. Eren topa dokundu. Arka direkte topla buluşan Aral Şimşir akıl dolu bir golle skora dengeyi getirdi. Attığımız golden sadece 4 dakika sonra yine geriye düştük. İkinci yarıda giren Calafiori, İtalya'yı tekrar öne geçirdi. Yediğimiz bu golde Eren Elmalı ayakta kalamadı. Çok rahat bir kafa vurdurdu Calafiori'ye. Bu tip pozisyonlarda faul bile olsa, Eren ayakta kalmalıydı, savaşmalıydı, vurdurmamalıydı.

Hakem Marciniak'ın böyle pozisyonlara faul çalmayacağını bilmemiz gerekirdi. Yazık oldu, iyi oynarken bu golü yememeliydik. Montella, 70'te Bartuğ ve İlhan'ı oyuna atarken; İrfan ve Aral'ı kenara aldı. Oyuncu değişikliklerinde çok geç kaldı hocamız! Rakip ceza sahasında uzun bir 9 numaramız yokken, kenar ortalarında havadan oyunu tercih etmemeliydik. Yunus Akgün, Milli Takımımız'ın en etkili ismiydi dün gece. Yürekli bir futbol ortaya koydu, hatta o kadar iyi oynadı ki Arda Güler'i hiç aratmadı. Montella'ya hep şunu dedik A Ligi başladığından beri. 'Bu takımda Yunus Akgün nasıl yedek kalır, Galatasaray'da çok iyi bir sezon başlangıcı yapmasına rağmen!' Dün Montella da Yunus'un baş döndürücü futbolunu görünce 'Keşke bütün maçlarda Yunus'u oynatsaydım!' demiştir. Son dakikalarda Esposito skoru belirledi. Bursa'da 4, Bologna'da 3 yedik. Bu skorlar bize hiç mi hiç yakışmadı! Maalesef iki maçta da İtalya'ya kaybederken, toplam 7 gol yedik. A Ligi'nde dört maçta tam 11 gol yerken, sadece 2 gol atabildik. Hızla B Ligi'nde doğru yol alıyoruz. Bu gidişat hiç iyi değil. Evet önemli eksikliklerimiz var. Ama Mancini, iki maçta da dev rotasyonlar yaparak karşımıza çıktı. Futbol 11'e 11 oynanıyor. Savaşmayana, yüreğini ortaya koymayana A Ligi'nde ekmek yok! Futbolda alfabenin ilk harfini (A) öğrenemedik ve bu kabus gibi periyodu puansız tamamlayarak evimize dönüyoruz! Bu başarısızlığın bir faturası olmalı! Yoksa futbolda kahırdan öteye gidemeyiz.

Bir inat uğruna!

35 yaşındaki Kevin De Bruyne'yi durduramadık. Bursa'daki facia derecesindeki kötü futbolu, maalesef Maurice Dufrasne Stadı'na taşımışız. Montella çok formsuz ve hatalarından ders çıkarmayan bir teknik adam! 86 milyonluk Türkiye'yi 9 numarasız (golcüsüz) oynamaya adeta mahkum etti. Oysa maç boyunca Arda Güler, Belçika ceza sahasına muazzam ortalar kesti. Ama bizim sahada 9 numaramız yok ki bu toplara vurup gol yapsın! İlk yarının sonlarında Merih arka direkte bomboş pozisyonda topla buluştu, boş kale yerine auta attı. Bu pozisyondan da gol çıkaramadık. Çünkü sahada 9 numaramız yoktu.

Kalecimiz Uğurcan Çakır, ilk yarıyı 6 kurtarışla tamamladı. Belçika oynadığı oyundan keyif alan bir takım. Ön alanda harika oyuncuları var. Ama savunmaları zayıf. Çok pozisyon veriyorlar. İtalya ve Fransa maçlarında bunu gördük. Dün Bizim Çocuklar'a da net pozisyonlar verdiler. Ama bu pozisyonları biz değerlendiremedik. Çünkü sahada 9 numaramız yoktu. 2-0 geriye düştükten sonra Montella'nın aklına oyuna 9 numara almak geldi. İlhan Fakılı ve Deniz Gül oyuna girdi.

Belçika'nın attığı üç gol dışında iki şutları da direkten döndü. Mika Godts, Maxim De Cuyper, Lukebakio, De Ketelaere ve golleriyle bizi yıkan Kevin De Bruyne müthiş oyuncular. Hem kaliteli hem de sahada savaşan oyuncular. Oyun kimliğine bire bir sadık kalan yıldız oyuncular bunlar. Bizim de Arda Güler'imiz var. Ama Arda Güler topu alıyor, atağa çıkıyor, etrafında Arda ile pas alışverişi yapmaya gelen oyuncumuzu ara ki bulasın. Arda da bir yerden sonra yetersiz kalıyor. Montella'nın oyun kimliğinden yoksun futbolunda Arda Güler'e de yazık oluyor.

Dünya Kupası'nda başarısız olan ülkeler, teknik adamlarını değiştirirken demek ki varmış bir bildikleri. Grubumuzdaki Fransa Zidane'ı, İtalya Mancini'yi, Belçika da Van Bommel'i takımın başına getirdi. Hepsi de takır takır futbol oynuyor. Bizim Milli Takım ise formsuz ve inatçı Montella'nın elinde eriyip gidiyor. Yazık çok yazık! İtalya'dan kötü futbol oynayıp 4 gol yedikten sonra, dün de Belçika'dan 3 gol yedik. Bu arada ikinci yarıda giren Lukaku bir gol attı, savunmamızı da darmadağın etti. A Ligi'nden B Ligi'ne doğru hızla yol alıyoruz. Üç maçta sıfır çektik. Önümüzdeki İtalya maçı için ise bir umut ışığı yok.

Montella diyor ki, '24 yıl sonra sizi Dünya Kupası'na götürdüm.' Artık Dünya Kupası'na gitmek adeta çocuk oyuncağı. 48 takım arasına girdik. Ya sonuç! Facia! Haiti ile birlikte başarısızlıkta tarih yazdık. Montella'ya birisi şu bilgiyi versin! 2002 Dünya Kupası'nda bu Türkiye, Dünya Üçüncüsü oldu! Gittik ve tarih yazdık. Ya sen ne yaptın Montella? Son sözüm de şu olsun: Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil Montella!

Ne oldu bize böyle!

Bursa tam bir futbol şehri! Dünkü İtalya maçından önce muhteşem bir tribün atmosferi vardı. Bu coşku dolu stada rağmen maça iyi bir başlangıç yapamadık maalesef! Gereksiz bir tedirginlik içindeydik. Ayağımızda top tutamadık. Ön alanda pres yapamadık. Rakibe deplasmanda oynadığını hissettiremedik. Oysa tribünlerden millilerimize çılgınca destek geliyordu. Tribünler, millilerimizi coşturmak için sahadaki futbolcularımızdan daha fazla yoruldu. Çok geriye oynayıp, hücum organizasyonu yapmakta sıkıntı yaşadık. Bastoni'nin golü ile geriye düştük. Gol geliyorum diyordu da, millilerimizden çıt yoktu. Art arda goller yedik; skor bir anda 3-0 oldu. Frattesi, Kayode ... Daha 27'de fark yedik Belçika'nın canına okuduğu İtalya'dan. Golleri seyrettik resmen. Sahada tek bir futbolcumuz reaksiyon göstermedi. 'Kaldırın kafanızı, biz Türkiye'yiz! Yenelim şu İtalya'yı' diyen tek bir futbolcumuz yoktu sahada. İtalya oynuyor biz seyrediyorduk.

Alışık olduğumuz bir durum değildi bu. Rakip kaleye gidemiyorduk. Ne olmuştu bize böyle! Fransa maçında sağ bek Zeki, Mbappe'yi kaçırdığı için gol yemiştik. Yine adamını kaçırdı Zeki, yine gol yedik. Üçüncü golde de Eren adamını kaçırdığı için gol yedik. Bu adamlar kademeye girmeyi bilmiyor mu Montella! Can Uzun ise ayağında top varken oynuyor, topsuz oyunda hiç yok. Eren'i de bitirdi dün! Montella'nın tam önünde Can ve Eren dökülürken, İtalya bu kanadımızı otobana çevirdi de Montella sadece seyretti, bir önlem alamadı bu zaafımıza... Millilerimiz kötü ötesi bir ilk yarı oynayınca tribünler de 'yuh' sesleri ile ortadaki tablonun vahim durumunu özetledi aslında. Sahada yenilgiye baş kaldırmayan bir milli takıma kaç zamandır alışık değildik biz. Son Dünya Kupası'nda bile bu kadar kötü değildik ... Ne oldu bize böyle Montella hocam! İlk yarıda adeta morfin yemiş gibiydik. Uyuşuk ve uykudan yeni uyanmış gibi...

Montella baktı ki işler kötüye gidiyor. İkinci yarıya başlarken Merih, Orkun ve Can'ı kenara alıp; Abdülkerim, İsmail ve Kerem'i oyuna attı. Bu değişiklik hemen etkisini gösterdi ve Barış Alper ile golü bulduk. Bu golle stat adeta bir bayram yerine döndü. Takıma da tribünlere de can geldi. Ama bu mutluluk kısa sürdü ve İtalya 4'ü buldu. Altay bu ne hal! Her geleni içeri aldın yahu! Milli takımımız adına sahanın en iyisi Barış Alper Yılmaz'dı. Çok savaştı ama takım arkadaşları ona ayak uyduramadı. Oyunun son bölümünde İtalya'nın skoru aldıktan sonra geri yaslanmasıyla iyi oynuyor gibi göründük ama iyi oynamadık. Ey Kerem! Yine zor olanı başardın. Boş kaleye topu yuvarlamak yerine auta attın! A Ligi'nde ikide sıfır çektik. En zor rakiple oynayacağız şimdi! Belçika maçında bu futbolla büyük fark yeriz. Toparlanıp Türk kuvvetiyle oynamalıyız! Savaşmadan, yürekli olmadan maç kazanılmaz Montella!

Kaybederken çok şey kazandık!

Dünya Kupası'nın olumsuz izlerini silmek için çıktığımız maçta Fransa'ya karşı ilk yarıda 35 dakika çok akıllı bir futbol ortaya koyduk. Alanları çok iyi kapatarak, iyi savunma yaparak Fransa'yı kalemizden uzak tuttuk. Özellikle ilk 15 dakikada Fransa, ceza sahamıza giremedi. Zeki-Merih ve Abdülkerim stoper üçlümüz kusursuz hamleler yaptı ilk yarıda. Kylian Mbappe'yi Oğuz ve Zeki ile etkisiz hale getirdik. Çok formda olan Olise'ye Ferdi ve Abdülkerim nefes aldırmadı. 35'ten sonra 10 dakika büyük baskı yedik... İspanya'dan sonra dünyanın en güçlü milli takımı Fransa. Ama daha önce Konya'da yenmiştik bu Fransa'yı. Bunu tekrarlamak için Kocaeli Stadı'nda sahaya çıktık. Tribünler kırmızı-beyaz bir çiçek bahçesi gibiydi. Atmosfer ve tribün desteği muazzamdı. İlk yarının son bölümünde Olise'nin bir şutu vardı ki, Uğurcan Çakır, mucize ötesi bir kurtarış yaparak devre arasına gol yemeden gitmemizi sağladı. Helal olsun Uğurcan Çakır! Aslında ilk yarının en net pozisyonunu Milli Takımımız yakaladı. Ah Ferdi ah! Sağ kanattan Arda'nın ortasında kale önünde top bir anda Ferdi'nin kafasına geldi. Ama Ferdi o kadar etkisiz bir kafa vuruşu yaptı ki, golden olduk. Adeta bir geri pası niteliğindeki kafa vuruşunda top kaleci Maignan'da kaldı.

İkinci yarıya daha iyi başlayan taraf, Bizim Çocuklar oldu. Özellikle Arda Güler'i durdurmakta çok zorlandı Fransızlar! Arda'nın kullandığı bir korner vardı ki, bir anda ceza sahasında İsmail golle burun buruna geldi. Kafa vuruşunu Maignan süper çıkardı. Fransızlar, baskımızı kırdıktan sonra kalemize yüklenmeye başladı. Uğurcan Çakır ile geriden paslaşarak oyun kurma sevdamız, kalemize gol olarak geri döndü. Olise, Dembele ve Mbappe ile baskı yapan Zidane'ın öğrencileri, Mbappe'yi gördü. Fransız dünya yıldızı, köşeden topu ağlara gönderdi. Bu golden sonra Bizim Çocuklar risk alarak oynamaya başladı. Biz de çok pozisyon bulduk, Fransızlar da... Arda Güler ile Abdülkerim Bardakcı ile gole çok yaklaştık ama top bizi sevmedi. Geriye düştükten sonra tempoyu yükselten taraf biz olduk.

Fransa'ya karşı iyi futbol oynadık. Oyunun hiçbir bölümünde ezilmedik. Dik durduk, yürekli oynadık. A Ligi'nde ilk sınavımızda kaybettik ama oynadığımız savaşçı ve yürekli futbol ile İtalya maçı öncesinde çok olumlu sinyaller verdik. Mbappe sakatlanıp çıktıktan sonra Fransızların hücum gücü zayıfladı. Dün Fransızlar baskı yaptığında beşli savunmaya döndük. Beklerimiz hücuma katıldı. Özellikle Ferdi'nin hücuma katkısı iyiydi. Oyun disiplininden kopmadan oynamak güzel. Fransa'nın o kadar geniş bir futbolcu havuzu var ki... Bu havuzundan üç farklı milli takım çıkarabilecek yıldızlara sahip bir Fransa'dan bahsediyoruz. Yeni hocaları Zinedine Zidane ile iyi başlangıç yapmak istiyorlardı. Evet kazandılar.

Başlangıçları iyi oldu belki. Ama öyle abartılacak, tahrip gücü yüksek bir oyunları da yoktu. Fransa'dan sadece ilk yarının son bölümünde baskı yedik. Maçın son anlarında ceza sahası dışında topa koluyla dokunan Uğurcan Çakır, VAR uyarısı ile kırmızı kart gördü. Tam da Uğurcan Çakır formda bir maç çıkarmışken, çok etkili kurtarışlar yapmışken. Bu hiç iyi olmadı. Çünkü İtalya maçı öncesinde Uğurcan Çakır cezalı duruma düştü. Oyuna giren kaleci Altay da formda olduğunu yaptığı kurtarışlarla gösterdi. Bu oyunun hakkı en azından bir beraberlik olmalıydı. 10 kişi kaldıktan sonra bile Fransa kalesine gol için yüklendik. Fark yaratan isim dünyanın en iyilerinden biri olan Mbappe oldu. Bizim Çocukları ortaya koydukları cesur ve savaşçı futbol nedeniyle kutluyorum. Bazen kaybederken bile çok şey kazanırsın! Bunun meyvelerini İtalya maçında toplayacağız. A Ligi için ışık verdik, umut verdik. ATV'de müthiş bir futbol ziyafetine tanıklık ettik. Maçı anlatan Cüneyt Şen'i ve duayen yorumcu Ömer Üründül'ü de tebrik edelim. Hem maç anlatımı, hem de kaliteli yorumculuk böyle olur işte.

Beyaz sayfa!

Fenerbahçe'ye ilaç gibi gelen bir galibiyet oldu. Fenerbahçe adeta leblebi gibi gol atarken, Eyüpspor sürekli santra yapmak zorunda kaldı. Maçın hemen başında Greenwood ile gelen gol, Kadıköy'de Fenerbahçe'nin farka gideceğinin sinyalini verdi. Tek kale bir maç oldu. Eyüpspor'un çok zayıf bir kadrosu var. Futbol bilgisine hayranlık duyduğum ve çok iyi bir teknik adam olduğuna inandığım Özhan Pulat ne yapsın ki bu kadro ile... Eyüpspor ocak ayında kadrosunu güçlendirmeli. Yoksa bu ligde kalıcı olmaları çok zor. Maç daha birinci dakikadan itibaren karınca ile filin savaşına döndü. Fenerbahçe tam 8 gol atarken birçok gol pozisyonundan da yararlanamadı. İki takım arasındaki güç ve kalite farkı, güneş ışığı ile mum aydınlığı misaliydi.

***

İsmail Kartal'ın istifa edip, tekrar geri dönmesiyle türbülansa giren Fenerbahçe, bu tarihi galibiyet ile kendine geldi. Milli maç arasına çok moralli girdi. Bir gün öncesinden Trabzonspor'un Galatasaray'ı farkı mağlup etmesi, Fenerbahçe'yi Eyüpspor maçına öyle bir motive etmiş ki... Ayağına topu alan her oyuncu, rakip kalede gol aradı. Vedat Muriç ve Greenwood'un ön plana çıktığı bir maç oldu. Kadıköy'de tribünleri dolduran sarı-lacivertli taraftarlar, art arda gelen gollerle harika bir pazar günü yaşamış oldular. Fenerbahçe, Eyüpspor karşısında aldığı şaşaalı galibiyet ile şampiyonluk yarışına dört elle sarıldı. İsmail Kartal, koltuğunu sağlamlaştırdı. En önemlisi ise taraftarın, takıma olan güveni arttı. Fenerbahçe, dün Kadıköy'de beyaz bir sayfa açtı. Bu sayfaya tarihi sezonun ilk sonucunu yazdı: 8-0.

***

Yine de Eyüpspor karşısında alınan bu farklı sonuç, Fenerbahçe'de bir rehavet havasına dönüşmemeli. Çünkü rakip gerçekten çok zayıftı. Fenerbahçe'nin zorluk derecesi yüksek maçlarda göstereceği reaksiyon çok önemli. Bu ligde zayıf takımlar kadar çok güçlü takımlar da var. Bu sezon şampiyonu, güçlü takımlar karşısında alınan sonuçlar belirleyecek. O yüzden İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'deki eksikleri çok iyi görmesi ve güçlü rakiplerini çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Tek kaleye dönen maçta rakip kaleye atılan 8 gol, elbette ki Fenerbahçe'ye büyük bir özgüven kazandırdı. Fenerbahçe'yi ligden çok Şampiyonlar Ligi maçları yoracak. O yüzden lig ve Şampiyonlar Ligi kadrolarının çok iyi planlanması gerekiyor.

Salah Reis

Tam 85 metre topu süreceksin. Topu sürerken de rakip stoperleri peşine takacaksın. Sonra da Uğurcan Çakır'ın bakışları arasında topu köşeye bırakacaksın! Böyle bir jeneriklik golü ancak Muhammed Salah atar. Dünya üzerindeki en büyük Müslüman futbolcu Salah, dün akşam Papara Park'ta Galatasaray'ı yıktı geçti. Thomas Reis, iki idmanla Trabzonspor'u Galatasaray karşısına çıkardı. Elinde bir sihirli değnek yoktu. Ama kadroya yaptığı sihirli dokunuşlarla Trabzonspor'un zaferini hazırladı Alman hoca. Orta alanda Fabinho'nun yanında Melih'i oynatarak, Galatasaray'a üstünlük kurdu. Melih çok iyi savaştı. Alanları çok iyi kapattı.


Hücumda da eski formundan uzak Onuachu'nun yerine Franculino Dju ile maça başladı. Sol kenarda Saviolo'yu kullandı. Saviolo attığı gol ve hızlı oyunu ile Galatasaray savunmasının adeta başını döndürdü. Güzel de bir gol attı. Dju'nun hücumda olması, Galatasaray savunmasını çok zor durumlara sokarken, Salah da kendine çok daha iyi bir konfor alanı oluşturdu. Salah bir futbolcudan çok daha fazlası. Tek başına maç kazandıran oyuncu. Premier Lig'de Liverpool formasıyla M. City, Arsenal ve M. United gibi devlere çok çektirdi golleri ve asistleri ile. Şimdi Süper Lig'de Trabzonspor formasıyla sahne aldı. Dün attığı üç güzel gol ve bir asistle tarihi zaferin mimarı oldu. Trabzonspor ilk yarıda farka gitti ama tarihi farkı kaçırdı.


Thomas Reis'in doğru hücum hattı, Fırtına'ya galibiyeti getirdi. Onuachu ile Trabzonspor hep havadan oynuyordu. Dju ile yerden ve ayağa pas yaparak oynayınca, pozisyon üzerine pozisyon üretti. Ayrıca Dju dün oyunun hem hücum yönünde hem de savunma yardımında vardı. İlk yarıda arka direkte kaleye giden bir topu da çıkarmasını bildi. Trabzonspor'un derbinin bazı bölümlerindeki şiir gibi oyununu, bu sezon La Liga'da Barcelona oynuyor. Okan Buruk ikinci yarıya başlarken Deniz'i kenara alıp, Barış Alper Yılmaz'ı sahaya sürdü. İkinci yarıya hızlı başlayan taraf Galatasaray'dı. Bu dakikalarda çok iyi savunma yapan bir Trabzonspor vardı sahada. Mustafa Eskihellaç, Melih ve Fabinho stoperlerin arasına girerek kritik müdahaleler yaptı. Thomas Reis de Dju'nun yerine Onuachu'yu, Muçi'nin yerine de Ozan Tufan'ı oyuna aldı. İki teknik adam da ikinci yarıda derbiyi adeta bir santranç oyununa çevirdi. Hamle üstüne hamle yaptılar. Maçın 71. dakikasında Okan Buruk kırmızı kart gördü. Kaleci Onana harika bir maç çıkardı. Jakobs'un, Sallai'nin şutlarını muazzam çıkardı. Sane'nin ayağındaki topu ustaca çaldı. Geriden oyun kurdu ve 10 üzerinden 10 kalecilik örneği gösterdi Onana.


Derbinin yıldızı Salah, maçın son bölümünde de tıpkı maçın başında olduğu gibi yine olağanüstü bir gol attı. Derbideki Salah performansını bu günün gençleri, yıllar sonra dede olduklarında torunlarına anlatacaklar. Uzun yıllardır böyle üstün derbi performansı ortaya koyan bir futbolcu yoktu. Çünkü ligimizde Salah yoktu. Salah geldi böyle oldu. Salah ile Trabzonspor, bir TSunamiye dönüştü. Trabzonspor'un baştan sona üstünlüğü ile geçen bir derbi oldu. Hat-trick yapan Muhammed Salah, tüm futbolseverlerin gözlerinin pasını sildi. Trabzonspor, Galatasaray'ı farklı yenerek şampiyonluk yarışında 'ben de varım' dedi. Bu sonuçla yarışta kartlar yeniden dağıtılacak. Trabzonspor taraftarı da dün bir kez daha 'dünyanın en büyük şehir takımının taraftarı burada' dedirtti. Sahada Barcelona gibi oynayan Trabzonspor'un oyunu, tribünlerdeki 40 binden fazla Trabzonspor taraftarını coşturdu, Akyazı'da yer-gök inledi.