CANLI
SKOR
Ender Bilgin

Ender Bilgin

Annemizin Ligi

Geçtiğimiz yıl Avrupa Ligi şampiyonu olmasına rağmen, yeni sezonda hala oyun kimliğini oturtamamış olmakla eleştirilen Emery'nin Aston Villa'sı beklendiği gibi güçlü ve istekli başladı maça.
Birleşik savunma hatasından yediğimiz erken ve basit gol bu seviyede yenecek gol değildi. Son haftalarda Guendouzi'de ciddi bir düşüş var. Golden sonra daha öz güvenliydi Fenerbahçe. Bu bölümde iki çok önemli pozisyon bulup, basitçe harcadık.

Ardından İrfan-Vedat ve İsmail'in ortak hatasıyla ikinci golü gördük kalemizde. 35 yaşındaki Kante'nin dinamizmini aradık ümitsizce...
Sonrasında Oğuz ile direkten dönen bir topumuz var ki üzülmemek elde değil... Ama orta sahadaki basit top kayıpları, saçma hatalar kaderimizi belirlemeye devam etti. Bir başka top kaybında Nikolas Jackson skoru üçleyiverdi.
"İyi oynuyor gibi görünüp tuzağa düşmek nedir?" İşte bunu yaşadık.
İlk yarıda top 57'ye 43 bizdeydi ve aslında adamların ekmeğine yağ sürdüğümüzün kanıtıydı bu rakam.
Maç boyunca Semedo, Greenwood kanadı hiç çalışmadı.

Stoperler birbirinden kopuk oynadı. Fizik kalitemizin düşüklüğü son bölümde iyiden iyiye ortaya çıktı. Garibim Oğuz yorulana kadar çabaladı durdu ama ne çare!
Günün kötülerinden İsmail'in neden olduğu penaltı golü farkı dörtledi. Sonrası tam bir moral bozukluğu, tam bir kabustu. Bu kadar çok hata yapılınca, beşinci gol de gecikmedi. Ne oyun düzemi kaldı, ne disiplin. Altıncı gol kabusu noktalayan gol oldu. İsmail Hoca da maçı bizim gibi izlediğine göre, fark kaçınılmazdı elbette.
Sonuç mu? Maç boyunca susmayan iki bin civarındaki Fenerbahçe taraftarına selam, annemizin ligindeki şampiyonluk mücadelesine devam!

Ender fikirler

DURUM TESPİTİ

Maalesef Türk futbolu açısından tam bir kaos süreci yaşıyoruz. Aslında Pandora'nın kutusu bahis soruşturmalarıyla açılmış, kamuoyunda futbolcusundan yöneticisine, hakeminden teknik adamına kadar futbol camiası için büyük bir şüphe uyanmıştı. Hakem camiasıyla ilgili soruşturma ise tam anlamıyla tuzu biberi oldu. Şöyle bir düşünelim. MHK başkanı ve geçen yıl en çok derbi yöneten hakemin de aralarında bulunduğu isimler cezaevinde. Soruşturmaların genelinde bahisten, şikeye, mobingten, evrakta sahteciliğe kadar uzanan pek çok suç iddiası var. TFF yönetiminde art arda istifalar yaşanıyor. Federasyonun en üst bürokratı olan Genel Sekreter istifa etmiş. Başkanın nasıl bir yol izleyeceğini göreceğiz. Bu arada hakem atamalarını İngilizler yapacak ve ligler bir şekilde devam edecek. Gerçekten her türlü polemiğe açık, zor bir süreç. Elbette bu ağır faturayı tek başına mevcut federasyon yönetimine yıkmak haksızlık olur. Başkanın iyi niyetli bir toparlama çabası sergilediğini gördük ama ipin ucu kaçmıştı. Bu noktadan sonra futbolun bütün paydaşları menfaat gözetmeksizin çok dikkatli, kontrollü ve çözüm odaklı hareket etmek zorunda. Eğer doğru kararlar verilip, doğru hamleler yapılmazsa korkarım ki bu günleri de ararız!

SÜPER LİG DÖNÜYOR…

On dokuz günlük uzun aranın ardından yeniden ligimize dönüyoruz. Yaşanan son olayların ardından ortalık toz duman. Yıllardır konuşulan sıkıntılar gün yüzüne çıkmış durumda. Yine de lig mücadelesini özledik. Özledik de hakemleri gerçekten zor bir süreç bekliyor. Futbol kamuoyunun hakem camiasına yeniden güven duymasını sağlamak şu aşamada en önemli konu olacak. Açıkçası ben bütün gözler hakemlerin üzerindeyken her şeyin çok daha titiz yürüyeceğini düşünüyorum. Gelelim saha içine… Özellikle Türk milli takımındaki oyuncular mental ve fiziksel olarak çok yıprandı. Onların kulüp takımlarında nasıl reaksiyon vereceğini dikkatle izlemek gerek. Milli takımlara fazla sayıda oyuncu veren büyük kulüplerin maçları sürprize açık olacaktır. Beraber antrenman yapamamak, lige yeniden konsantre olmak…Hepsi zor süreçler. Elbette bir arada antrenman yapabilme imkânı bulan ve sakatları iyileşen takımlar için de bu ara iyi bir fırsattı. Sürpriz lider Amedspor teknik adamı istifa eden Gençlerbirliği karşısında eline geçen fırsatı kullanmaya çalışacaktır. Galatasaray Kasımpaşa maçında ağır favori. Karadeniz derbisinde farklı Galatasaray galibiyetiyle araya giren Trabzonspor'un, lige çok kötü başlayan Samsunspor karşısında çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini göreceğiz. Beşiktaş Amed yenilgisini Kocaeli maçını kazanarak unutturmaya çalışacak. İç sahada çok farklı oynadıklarını biliyoruz. Fenerbahçe ligin derli toplu takımlarından Rize'ye konuk olacak. İşin ilginci on puan toplayan Rize evindeki iki maçı da kaybettiği için bu maç çok daha zor geçecek. Açıkçası ben Gaziantep-Çorum maçını da merak ediyorum. Lig maçlarının ardından Avrupa mesaisinin olduğunu da unutmayalım. Dileyelim de yanlızca futbol konuşabileceğimiz günler geri gelsin.

MİLLİ TAKIM

Uluslar Ligi'nde milli takımımız ilk kez A ligi seviyesinde, yani milli takımların Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etti. İlk dört maçın sonucu tam bir hayal kırıklığı oldu. Çok zor bir grupta mücadele edeceğimizi biliyorduk ama on bir gol yiyerek, sıfır puan çekeceğimizi de düşünmemiştik. İlk Fransa ve son İtalya maçlarının belli bölümleri hariç futbolun doğrularını sahaya yansıtamadık. Bunda önemli yıldızlarımızın sakat ya da cezalı olmasının etkisi de büyüktü. Ancak Montella'nın kadro seçimlerinden, taktiksel anlayışa kadar eleştirilecek çok yönü olduğunu da görmezden gelemeyiz. Hele o maç sonu açıklamaları yok mu? Futbol kamuoyundaki hayal kırıklığı büyük olunca milli takımın çevresindeki sevgi çemberi de bir anda dağılıverdi. Maalesef kulüpçülük bakışıyla bazı futbolcular hedef tahtası haline getirildi. Montella'ya duyulan güven ve hoşgörü Dünya Kupası'nda sarsılmıştı. Artık yerini tepkiye bıraktı. Açıkçası sevgimizi de öfkemizi de abartılı yaşıyoruz. Hele konu futbol olunca… Bu mızrak artık bu çuvala sığmaz. Ama milli takım ağırlıklı olarak yine bu futbolculardan oluşacak. Uluslar Ligi'nde hala play-out oynama şansımız var. Arkasından Avrupa Şampiyonası elemeleri başlayacak. Konu, göğsünde ay yıldız taşıyan milli takım olduğunda kulüpçülüğü bir kenara bırakalım artık. Bizim çocuklar, öksüz çocuklar olmasın!

YAYIN MARATONU

Turkuvaz Medya kanalları Uluslar Ligi'nde sadece on iki güne 39 naklen yayın sığdırdı. Bu yoğun maç takvimine üç ayrı ülke ve dört farklı şehirde oynanan Türk milli takımının maçları da dahil. Bazı karşılaşmalarda yüzün üzerinde medya emekçisi yağmur çamur demeden görev yaptı. En az ekran önündekiler kadar yorulan ekran arkasındaki onlarca çalışan, son teknolojileri kullanarak UEFA normlarında yayınlar gerçekleştirdi. UEFA'ya ve yabancı yayın kuruluşlarına hizmet desteği verildi. Bu arada Uluslar Ligi'nde oynanan yüz karşılaşmanın özetleri de en kısa sürede izleyiciye ulaştırıldı. Pek adetim değildir ama arkadaşlarımızın emeğini sizlerle paylaşmak istedim.

Vincenzo’lardan Montella

Vincenzo İtaliano şu günlerde başta Beşiktaşlılar olmak üzere pek çok futbolseverin sevgilisi. Adaşı ve vatandaşı Vincenzo Montella ise Dünya Kupası'ndan beri adeta "refüze" oldu. Aslına bakılırsa yakın geçmişte önemli başarılara imza attığında bile sert eleştiriler aldığını görmüştük. Başta takımını santraforsuz oynatma tercihi ve kadroya aldığı veya almadığı oyuncular üzerinden çok eleştirildi Montella. Bu eleştirilerde yine kulüpçülük önceliğiyle kafasındaki teknik adamı o koltuğa yakıştıran medya gücünün etkisi büyüktü. Montella'nın Türk milli takımının başında çıktığı 36 maçta 21 galibiyet,5 beraberlik ile 1,90 puan ortalaması elde etmesi hiç de fena bir istatistik değil. Görevi Stefan Kuntz'dan devraldığı dönemi çok çabuk unuttuk gibi geliyor bana. Elbette Montella'nın da eleştirilebilecek yönleri var. Özellikle Samet Akaydın, Çağlar Söyüncü, Kaan Ayhan ve Yusuf Sarı gibi oyuncuları ısrarla tercih etmesini hiç anlayamamışımdır. Bu hiç katılmasam da "milli takım oyuncusu" kavramıyla açıklanabilir. Bana göre sabit fikirdir, o ayrı. Her şeye rağmen Montella geçmişteki kredisiyle yeni bir başlangıcı hak ediyordu. Uluslar Ligi serüveni, "Beyaz bir sayfa mı açacak, yoksa aynı sayfaya yazmaya devam mı edecek?" sorusunun cevabını gösterecek. Bu cevap onun da kaderini belirleyecektir.

ÇOCUKLAR "BİZİM" İSE SAHİP ÇIKALIM


Bizim Çocuklar" mottosu içi boş bir söylem mi? Milliyetçilik duygusunu öne çıkaran, başarılarla yoğrulmuş, aidiyeti ve sahip çıkmayı ifade eden sıcacık bir slogan değil mi? Ama son zamanlarda "kulüpçülük" milli takım duygusunun bile önüne çıkmaya başladığı için fırsatı bulunca acımasızca eleştirmek, hatta itibarsızlaştırmak mübah oldu. Oysa elimizde son derece potansiyelli bir milli takım var. Arda Güler, Kenan Yıldız ve Can Uzun yirmili yaşlarının baharında süper yetenekler. Orkun'dan Hakan'a, Uğurcan'dan İsmail'e kadar son derece önemli oyuncularımız var. Evet, Dünya Kupası bizim açımızdan iyi geçmedi. İyi de C liginde debelendiğimiz günleri ne çabuk unuttuk! Avrupa'da çeyrek final oynayan yine bu çocuklar değil miydi? Önemli olan milli takımımızın her büyük organizasyona katılma istikrarını gösterebilmesidir. Bunu mutlaka başarmalıyız. Federasyonlar, teknik adamlar gelir gider ama bu çocuklar iyi bir jenerasyon ve desteği hak ediyorlar. Birkaç doğru dokunuşla çok daha fazlasını başarabiliriz. Uluslar Ligi ile başlayan yeni dönemde bu gerçekleri aklımızdan çıkarmayalım. Rakipler Fransa, İtalya, Belçika diye B "fırsat bu fırsat" demeyelim!


SÜPER LİG'İN ARA RAPORU


Çok garip bir sezon başlangıcı yaşadık. Düşünsenize, Süper Lig'e bu sezon çıkan bir takım dört büyüklerin önünde ilk altı haftayı lider tamamlıyor. Hem de Trabzonspor ve Beşiktaş'ıyenerek! Aynı dört büyülerden Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor ikişer kez, Galatasaray da bir defa yenilmiş. Dört büyüklerin ilk altı haftada toplam puan kayıpları yirmi yedi olmuş bile. Geçen sezonun flaş takımları Samsun-spor ve Göztepe düşme hattında. Geçen yıl zar zor ligde kalan Kasımpaşa ise ligin tek namağlup takımı. Anlayacağınız her şey çorba olmuş. Peki, bu durum kötü mü? Elbette değil. Mücadele olsun. Sürprizler olsun. İyidir, lige heyecan katar. Ancak bu görüntü kalitenin değil, plansızlığın bir yansıması. Kadroların geç kurulması, ihtiyaçların doğru belirlenememesi, paranın yanlış harcanması… Nedenler çoğaltılabilir. Su akar, yolunu bulur diyeceksiniz. Mutlaka belli bir haftadan sonra takımlar biraz daha yerli yerine oturacak ve daha tutarlı bir şekilde kadro kalitelerinin karşılığını vereceklerdir. Ben yine de kadro yapılarını ve Avrupa maçlarının yol açacağı tahribatı düşününce, bu sezon çok fazla sürprize tanık olacağımızı öngörüyorum. Hazırlıklı olun!

Zor, oyunu bozar

Fenerbahçe ve İsmail Kartal için "kader haftaları" adlı film çok erken vizyona girdi. Zaten fragmanı ilk haftadaki Gençlerbirliği yenilgisiyle seyretmiştik. Beşiktaş derbisi tuzu, biberi oldu. Normal şartlarda şampiyonluk ipini göğüsleyecek takımın bir sezonda dört, maksimum beş yenilgi alma lüksü olur. İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'si bu hakkın yarısını dördüncü hafta geride kalırken tüketti. Bu gerçek, yıllardır sabır taşı çatlayan taraftarın moralini bozdu. Oysa Aziz Yıldırım'ın başkan olduktan sonra ısrarla, "bu takımı şampiyon yapacağım" demesi camianın umutlarını yeşertmişti. Transfer sürecinin ilk yarısı da gayet olumlu geçti. Ancak Talisca'dan çıkmak, sekiz numara ve kanat almamak, ne vereceği meçhul Lukaku ile anlaşmak ciddi anlamda soru işaretleri yarattı. Bu soru işaretlerine bir de İsmail Kartal performansı eklenince daha sezon başında kafalar iyice karıştı. Camia, takıma ve hocasına şüpheyle bakıp, "bu sene de mi olmayacak?" diye telaşa kapıldı. Fenerbahçe'nin bazı bölgeleri eksik ya da derinlikten yoksun. Takım yaşlı. Fizik kalitesi sınırlı. Şu ana kadar iki ya da üç resmi maçta doğru oyun oynanabildi. İsmail Hoca bu kadronun yapamayacağı şeylerde ısrar ettikçe, taraftarla olduğu kadar oyuncularla da arası açılıyor. Bence en büyük tehlike burada. Fenerbahçe ve İsmail Kartal bu sezon bir kez daha zor virajda. Roma maçını kaybetmemek, Antep ve Eyüp maçlarını mutlaka kazanmak gerek. Bu da yetmez! Rize, Alanya, Galatasaray ve Göztepe maçlarından da en az 10 puan çıkarmak şart. Avrupa tarafını denkleme bilerek dahil etmedim. Orada sarsıcı bir yenilgi almadan düşük profilde gitmek bile yeterli görülebilir. Bu takımın en az zayiatla Ocak ayına ulaşması gerekiyor.

L'İTALLİANO VERO

Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, ünlü İtalyan şarkıcı Toto Cutugno'nun 80'li yılların ortasında söylediği L'Italiano şarkısı büyük sükse yapmış, parça kısa zamanda unutulmazlar arasına girmişti. O şarkıda "l'italiano vero" diye bir bölüm vardır. Gerçek bir İtalyan… Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde kenardaki Vincenzo Italiano'ya baktıkça bu şarkıyı mırıldanırken buldum kendini. Hiç şüphesiz derbinin kaderini teknik adam farkı belirledi. Elbette daha birçok parametre var. Ancak iki ay önce geldiği ülkede takımını ve rakibini bu denli iyi çözebilmiş bir teknik adama hak ettiği övgüyü çok görmemek lazım. Vincenzo Italiano sezon sonunda Beşiktaş'ı şampiyon yapar ya da yapamaz. Şimdiden bir şey söylemek erken olur. Ancak derbide şunu gördük. İtaliano takımının neleri başarıp, neleri başaramayacağını biliyor. Eksikler konusunda net bir fikri var. Takımın gelişmesi gerektiğinin farkında. Bununla birlikte bugün de yarın da takımına coşkulu, cesur ve bir o kadar da tutkulu bir oyun oynatmaya çalışacak. Tipik bir İtalyan gibi…Gerçek İtalyan!

OSİMHEN'SİZ GALATASARAY

Osimhen'siz Galatasaray kaşarsız simit, pilavsız fasulye gibi…Aklıma bu tarz bir "eksikliği" ifade edecek onlarca örnek geliyor. Basitçe söylemek gerekirse Osimhen Galatasaray için bir futbolcudan fazlasını ifade ediyor. Yıllarca Muslera için bu tarz benzetmeler kullandık. Ancak Osimhen'in yokluğu, Muslera'sız Galatasaray kavramının bile ötesine geçti. Bu belki de günümüz Galatasaray'ının Osimhen'e çok daha bağımlı bir futbol oynamasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak elinizde Osimhen gibi bir yıldız varsa, oyunu onun üzerine kurmanız kadar doğal bir şey olabilir mi? Yine de repertuarınızda bir B, hatta C planınız da bulunması gerekiyor. Geldiğimiz noktada Osimhen'in sakatlığı Galatasaray'ın bu gerçekle bir kez daha yüzleşmesini sağlayacak. Sarı-Kırmızılılar geçen sezon kimi zaman İcardi, kimi zaman Barış Alper ile bu eksiği kapatmaya çalışıp, görece başarılı da olmuştu. Şimdi başta Leao olmak üzere, Deniz ve Batrakov gibi isimleri de denkleme katarak farklı bir oyun kurgusu yaratmak gerekiyor. Sporting maçı özellikle zor olacak. Portekiz takımının çok fazla silahı var. İçeride Kocaeli ve eğer gerekirse Trabzon deplasmanlarında Okan Hoca yeni planlarını devreye sokmak durumunda. Elbette Osimhen'in yokluğu büyük bir handikap. Ancak ben bu süreçte Okan Buruk'un üreteceği alternatif planların Galatasaray'ın sezonun kalanında işine çok yarayacağını düşünüyorum. Şimdi iş Okan Buruk'a düşüyor!

Galibiyet yok; umut var

Şampiyonlar Ligi müziğinin nağmeleri Kadıköy'de yankılanırken, Fenerbahçe taraftarı muhteşem görüntüsüyle Lyon'a korku salıyordu. Fenerbahçe dinamik ve coşkulu başladı. Lyon sonraki dakikalarda deplasman tedirginliğini üzerinden attı. İlk yarım saat geçilirken Vedat'ın kafa vuruşu dışında tehlikemiz yoktu. Oyun, hücum üretkenliği arıyor akla kenarda oturan Asensio geliyordu. İlk yarının son bölümünde Lyon daha rahat pas yapmaya başlamıştı. 40'ta Openda tribünlerin tüylerini diken diken eden golü atınca "eyvah" dedik. İlk yarı biterken Semedo ve Greenwood bölgesi elle tutulur tek tarafımızdı. Vedat hazır görünmüyor, Kerem yine vasatı aşamıyor, Talisca üretemiyordu.

İkinci yarıya Greenwood'un füzesi ile başladık. Olması gerektiği gibi tempoyu yükselttik. Yükselttik ama bu arada rakibe yine rahat pas yapma imkanı tanıyınca kale direğimiz imdada yetişti. Ardından mücadele yine denge oyununa döndü. Son 20 dakikaya girilirken tribünler İsmail Kartal'dan önce Asensio'ya ihtiyaç olduğunu anlamış, İspanyol yıldız için tezahürat yapıyordu. Asensio ile birlikte oyuna son bölümde dahil olan Nene sert şutuyla direği sarstığında üzülmemek elde değildi. 1-1'lik skor tur için yeter mi emin değilim. Her şeye rağmen Fenerbahçe için kötü bir sınav olmadı. Hele Gençlerbirliği mağlubiyetinden sonra... Ancak bu seviye için giderilmesi gereken bazı eksikler olduğu da gerçek. Unutmadan, Alman hakem deplasman takımı için "şeker" gibiydi. Bu konularda daha etkili lobi yapmak lazım!

Bizim çocukların yeni hikayesi

A Milli Futbol Takımımız, 2008 Avrupa Şampiyonası'nda destan yazdığı ekranlara geri dönüyor. Bizim çocukların yeni başarı hikayelerine Turkuvaz Medya ekranlarında ev sahipliği yapacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Evet, UEFA Uluslar Ligi maçları 24 Eylül'den itibaren Atv, A Spor ve Turkuvaz Medya'nın tüm kanallarında futbolseverlerle buluşacak. Milli takımımız ilk kez A Ligi seviyesinde mücadele edeceği için Avrupa'nın en iyi takımları ve birbirinden ünlü yıldızlar ülkemize gelecek. UEFA, Uluslar Ligi'nin A kategorisini çok önemsiyor. B, C ve D Ligi bu seviyeye çıkmak için mücadele eden alt ligler konumunda. A Ligi ise UEFA için adeta bir Premier lig havasında… Maçları, stadyumları, naklen yayınları ve tüm paydaşları bu çerçevede değerlendiriyor. Üst seviyedeki kriterlerden dolayı bizler de en küçük detayları bile titizlikle ele alıyoruz. Bu noktada grup olarak en büyük avantajımız tam on beş yıldır Ziraat Türkiye Kupası ve Süper Kupa maçlarını yayınlamak oldu. Her açıdan çok antrenmanlı, teknik ve içerik anlamında çok deneyimli bir kadroya sahibiz. Arkadaşlarımız yaz başından beri yoğun bir hazırlık içinde. Türkiye'deki pek çok televizyon, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışırken, Turkuvaz Medya öz kaynaklarıyla en kapsamlı yayınları bile yapacak bilgi ve donanıma sahip durumda. Bu elbette bir yönetim vizyonu sayesinde olabiliyor. Ziraat Türkiye Kupası maçlarına kimse dönüp bakmazken grubumuzun yıllar içinde bu organizasyonu getirdiği nokta da işte sözünü ettiğim bu vizyonun neticesidir. Amacı bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek olan her futbolsever, bu grubun ülkemizdeki futbol yayıncılığına yaptığı katkıyı kabul edecektir. Bugün devlet televizyonu bile şifreli yayınlar yaparken, futbola gönül verenler Turkuvaz Medya kanallarında İspanya'dan, Almanya'ya, İngiltere'den, Fransa'ya kadar en üst düzey takımların en iyi maçlarını ücret ödemeden izleyebilecekler. Bir parantez de "Bizim Çocuklar" a açalım. Fransa, İtalya ve Belçika karşısında işimiz hiç kolay değil. Üstelik Dünya Kupası performansımız da tabiri caizse milli takımımızın "fiyakasını" bozdu. Ama unutulmasın! Türk halkı milli takımına küsemez. Kulüpçülük, ay yıldızlı formanın önüne geçemez! Teknik direktörümüz Vincenzo Montella meslektaşları arasında belki de en şanslı isim. 2026 FIFA Dünya Kupası'ndan sonra pek çok teknik adam görevini bırakmak zorunda kalırken, TFF ona tam destek verdi. Montella doğru kadro ve doğru oyunu sahaya yansıtmamızı sağlarsa Dünya Kupası'nın üzerine sünger çekip, EURO 2028'e doğru güvenle yelken açabiliriz.

2008'DEN, 2028'E…

EURO 2032'ye ev sahipliği yapmaya hazırlanırken yeni başarı hikayeleri için çok uygun bir ortam değil mi? Unutmadan, Turkuvaz Medya'nın da önümüzdeki süreçte yeni yayın müjdeleri olacak. O da bir başka yazının konusu olsun…

Ender fikirler

GECE-GÜNDÜZ GİBİ FARKLI

Fenerbahçe'nin Gornik Zarbze rövanşı ile Sturm Graz maçı birbirinden 180 derece farklı bir görüntü çıkardı ortaya. Hem İsmail Hoca dersini çok daha iyi çalışmıştı, hem de takım aradaki kısa süreye rağmen iyi gelişim gösterdiğini ortaya koydu. Bireysel anlamda oyuncular da yavaş yavaş rayına oturuyor. Mert güven veriyor. Skriniar-Ake savunması beton gibi. Guendouzi- Kante ikilisi geçit vermez. Greenwood olağanüstü repertuarından küçük bir resital sundu. Kerem bile son dönemlerin en istekli ve agresif futbolunu oynadı. Asensio gelişiyor. Talisca bitiriciliğini konuşturmayı sürdürüyor. Vedat ve yeni gelecek transferler de cabası. Daha önce de yazdığım gibi Fenerbahçe'nin en önemli problemi 10+4 matematiğinde göndereceği oyuncuları doğru belirlemesi olacak. Bu karar duygusal değil, rasyonel olmalı! Sarı-Lacivertli takım Sturm Graz engelini aşacaktır. İlk maçı 2-1 kaybetmesine rağmen sonraki turda Lyon'un rakip olması daha olası gözüküyor. Eşleşmenin zorluk derecesi artsa da O.Lyon ya da S.Prag da kesinlikle Fenerbahçe'nin eleyemeyeceği takımlar değil. Bazıları lig yarışından dolayı farklı düşünüyor olabilir ama bence yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nde olmak büyük takım kimliğini pekiştirecek ve Kadıköy ruhunun çok daha güçlü şekilde geri dönmesini sağlayacaktır. Üstelik bu sezon ligdeki tüm rakipler de Avrupa mücadelesinin içinde olacak. Fenerbahçe'de geçtiğimiz sezonlara göre çok daha farklı bir hava hâkim.

MUHAMMED SALAH ETKİSİ

Muhammed Salah, Roberto Carlos ve Samuel Eto'o ile birlikte Türkiye'ye gelen en kariyerli ve sansasyonel transferdir. Sakın yanlış anlaşılmasın! Hagi'den, Van Persie'ye, Drogba'dan Alex'e, Quaresma'dan Sneijder'e kadar çok önemli yıldızlar geldi Türkiye'ye. Osimhen de yaşı ve performansı ile en büyük etkiyi yaratan, en astronomik transfer hamlesi oldu. Ama yazıya girerken saydığım isimler başka bir seviyedir. Elbette bana göre! Salah transferi Trabzonspor'u yine ve yeniden, "doğal şampiyonluk adayı" yapmıştır. Bordo- Mavili takım şampiyonluk sezonundan sonra hızla bu kimliğinden uzaklaşmıştı. Geçen yılın başarılı takımına Cabral, Aral Şimşir ve özellikle Salah da eklenince işin rengi değişti. Elbette artık ne Fatih Tekke'nin ne de Ertuğrul başkanın şampiyonluk dışında bir iddia ortaya koyması mümkün olmayacak. Bu gerçek, teknik ekip ve takım üzerinde baskı yaratabilir. Fatih Hoca geçen sezon bu baskıyı ortadan kaldırmak için akıllı bir politika izlemişti. Artık o şansı yok. Ancak büyük takımlar bu baskıyı yönetebildikleri sürece büyük iddialar ortaya koyabilirler. Sırada forvet transferi olduğu da düşünülünce, bordo-mavili renklere gönül verenlerin heyecanlanmaması mümkün mü? Fatih Hoca'nın işi kolay değil. Salah'ın takıma sahip çıkması, ülkeye ve lige kısa zamanda uyum sağlaması şart. En büyük görev Hoca'ya düşecek. Taraftarların da olası ufak tefek yol kazalarında sabır göstermesi gerekiyor. Trabzonspor için gün, bugündür!

BEŞİKTAŞ'IN MESELESİ

Beşiktaş Avrupa'da play-off biletini cebine koydu koymasına ama Salah konusunda yaşanan süreç hem Avrupa başarısını hem de Trossard transferini maalesef ikinci plana itti. "Salah'tan dolayı transfer çalımı yemedik" psikozuna girmek Beşiktaş'ın ve Beşiktaşlıların yapacağı en yanlış iş olur. Siyah-Beyazlı takım İtaliano ile iyi yolda. Herkes kendi işine odaklanmalı. Santrafor transferi çok kritik. Kadro derinliğini sağlamak önemli. Süper Lig'e iyi başlayıp, Avrupa Ligi'ne de çıkılırsa ilk viraj kazasız belasız atlatılmış olur. Unutmadan, Nübel on numara transfer olmuş. Çok faydalı oynuyor. Bir de uyarı! Emirhan son derece iyi görüntü vermesine rağmen bir stoper transferi daha yapılmalı. Bugüne aldanıp, yola devam etmek uzun yarışta sıkıntıya neden olabilir. Planlamayı çok titiz yapmak şart.

GALATASARAY NİHAYET

Galatasaray yönetimi transferde geç kaldıkları gerekçesiyle çok eleştiri aldı. Hatta transfer planlamasında bir futbol aklının olmadığı bile söylendi. Daha önce de belirttim. Bu eleştirilerde amaç üzüm yemekten çok, bağcıyı dövmek gibi geliyor bana. Zaten bu sebeple olsa gerek Abdullah Kavukçu da geçtiğimiz hafta art arda açıklamalar yaptı. Tüm bunlar yaşanırken tünelin ucunda "nihayet" bir ışık görünmeye başladı. Ben bu yazıyı yazdığım sırada henüz somut bir açıklama yoktu ama Rafael Leao transferi Galatasaray'a artık çok daha yakın görünüyor. Can Uzun konusunda da olumlu gelişmeler var. Yedek santrafor ve yerli stoper transferi de masada. Hazırlık maçlarına bakıp Galatasaray'ın iyi yolda olmadığını söylemek daha yolun başındayken bir bardak suda fırtına koparmaktan başka işe yaramaz. Eylül ayında oluşacak takımı ve oyun kurgusunu görelim o zaman ayakları yere basan yorumlar yapmak mümkün olacaktır. Önce bir dereyi görmek gerek..!

Ender Fikirler

HER YAZ AYNI HİKAYE

Galatasaray son dört yılın şampiyonu ve hem teknik ekip hem de kadro olarak oturmuş bir yapısı var. Yönetim istikrarı da sağlanmış durumda. Hal böyleyken transfer süreci üzerinden yapılan eleştirileri kabul etmek mümkün değil. Başkanın da söylediği gibi, her yaz aynı hikâye tekrarlanıyor. Yönetimin geç kaldığı ve transferlerde bir futbol aklının olmadığı söyleniyor. Filmin sonunda şampiyon dört yıldır aynı eleştirileri alan Galatasaray oluyor. Bu eleştirilerde amaç "üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi?" emin değilim! Transfer planlamasında net olarak gözüken şu: Galatasaray parasının aslan payını on numara pozisyonuna ayıracak. Başkan burada bizzat inisiyatif alacak. Sol kanat, yedek forvet ve belki bir stoper daha...İki önemli yıldız ve geleceği parlak iki iyi genç oyuncuyla birlikte transfer operasyonu tamamlanacak. Zaten en uyumlu kadro Galatasaray'da. Rakipler yeni oluşum peşinde transferler yapıyor diye, bir bardak suda fırtına koparmanın anlamı yok. Sonra işler değişince "Mayıs'lar bizimdir" diyerek işin içinden sıyrılmak kolay!

İTALİANO İÇİN İYİ START

Beşiktaş, Midtjylland gibi bu turda çıkabilecek en güçlü takımı iki maçta gol yemeden eleyerek harika iş çıkardı. Rakibin iki maçta da on kişi kalması dengeyi bozmuş olabilir fakat onbire onbir oyunda da sahada daha doğru işleri yapan taraf siyah-beyazlılardı. Oyuna yansıyan fark Nübel, Salih ya da İlhan'ın gelmesinden başka bir şey. Evet, özellikle Nübel son derece faydalı bir transfer olduğunu iki maçta da ortaya koydu. Ama Salih ilk maça göre fazla top kaybı yaptı. İlhan da istekli ve iyi niyetli olmasına rağmen bu seviyenin ilk onbir oyuncusu gibi gözükmedi. İyi de, "fark nerede?" diyeceksiniz. Fark, hocanın oynattığı oyun ve takımın yüksek fizik kalitesinde. Yoksa Taylan'dan, Kartal'a, Mustafa'dan, Rashica'ya kadar daha önce refüze olan pek çok isim şans buldu bu maçlarda. Ezcümle bu fark sezon başı olmasına rağmen takımı iyi toparlayan İtalyan teknik adama yazar. Kredi ve zaman kazanması adına bu galibiyetler çok iyi oldu. Çünkü gün gelecek eleştirileceği maçlar da olacak. O zaman bu iyi başlangıç hatırlanacaktır. Tabii takım kazanırken sıkıntılara da vurgu yapmak gerek. Öncelikle Salah transferine bu kadar takılmak diğer transfer çalışmalarının önünü tıkamamalı. Özellikle santrafor konusu bir an önce çözülmeli. Italiano, Djalo'yu kazandı fakat 18 milyonluk Agbadou'yu da kaybetmemek gerek. Cerny ve Olaitan'ın bu oyunlarının üzerine koyması şart. Yedek kulübesinin hem derin hem de hazır olması gerekiyor. Trossard'ın dönmesi ve yeni transferlerin eklenmesiyle taşlar yerli yerine oturacaktır. Tekrar söylüyorum bu aşamada biraz zaman, biraz da sabır gerek.


ERKEN UYARI

Fenerbahçe, G.Zarbze turunu geçmesine rağmen akıllarda fazlaca soru işareti bıraktı. Önce bardağın dolu tarafından başlayalım...Turu geçmek harika. Bu tur, beş milyon Euro'yu da garantilemek anlamına geliyor. Yeni transferlerden Ake en hazır isim. Sakatlık problemi yaşamazsa savunma güvenliğinin generali olur. Greenwood henüz hazır gözükmese de iyi sinyaller verdi. Mert Günok formda başladı. Semedo ilk iki maç için sınıfı başarıyla geçti. Guendouzi gösterişsiz ama çok faydalı oynuyor. Fred net bir şekilde geçen yıldan iyi. Gerisi eski hikâye! Her şeyden önce takımın fizik kalitesi yeterli değil. Bunun sebebi sezon başı yüklemesinin getirdiği yorgunluk mu bilemem! Ama oyuncuların ritmi de, topu çevirme ritmi de düşük. Takım bölüm bölüm başarılı ön alan baskısı yapıyor fakat kimi zaman hatlar arasında boşluk kalıyor. Bu durum uzun topla geçiş yeme riski yaratır. Takımın dinamizmi ve isteği ilk ve ikinci G.Zarbze maçında farklıydı. Skora göre dengeli oyunu anlayabilirim ama maçı izleyenlerin bu kadar acı çekmemesi gerekirdi. Oyunculara gelince... Asensio niye hala hazır değil? Kerem niçin bıraktığı yerde sayıyor? Her ne kadar ilk maça göre daha iyi gözükse de Skriniar hala dağınık! Osterwolde ayaklı bomba. Her an kart görebilir. Bu çocuğu uyaracak bir Allah'ın kulu yok mu? Bu tur santrafor eksikliğini net şekilde ortaya koydu. Talisca santrfor değil. Vedat dönecek. Ama sol kanada yabancı alınacaksa yerli forvet de şart. Tekrar söylüyorum Fenerbahçe'nin en önemli problemi 10+4 matematiğinde göndereceği oyunculardır. Burada çok planlı ve rasyonel hareket etmek gerek. Herkesin kabul ettiği gibi bu oyun Sturm Graz'a yetmez. Ama bu oyun zaten tekrarlanmaması gereken bir oyun! Erken uyarı iyidir. İsmail Kartal ve ekibinin ders çıkarmasını sağlayacaktır.

Ender fikirler

TRANSFER DENKLEMİ
Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor transfere hareketli bir başlangıç yaparken, son şampiyon Galatasaray çok daha temkinli hareket ediyor. Öyle görünüyor ki Galatasaray parasının aslan payını on numara pozisyonuna ayıracak. Bruno Fernandes kolay değil. Can Uzun ihtimali hala sıcak. Sol kanat, belki bir stoper ve bir, iki genç oyuncuyla birlikte transfer dönemini noktalanacaktır. Zaten en hazır kadro Galatasaray'da. Hal böyleyken çok fazla muhalif ses çıkmasını anlayamıyorum. Fenerbahçe ihtiyaçlarına göre transferler yapıyor. Bir santrfor, bir yerli stoper ve fırsat oluşursa bir kanat oyuncusuyla süreç tamamlanacak. Golcü konusunda ibre yeniden Guirassy'ye dönmüş durumda. Sarılacivertliler için asıl sıkıntı kullanmayacağı yabancıları iyi fiyata elden çıkarmak olacak. Beşiktaş, Trossard, Nübel ve Salih ile çok iyi başlangıç yaptı. Ouattara'yı takip edeceğiz. Salah konusu sancılı. Toplam maliyet iki yıl için 38 milyonu buluyor. Serdal başkan kendisini kandırılmış hissetmezse bu işi bitirir. Ama Suudiler, hatta MLS bile devrede. Listede başka isimlerin olduğunu da unutmayalım. Aslında Beşiktaş'ın en büyük derdi kadro derinliği. Sahadaki on bir ile yedek kulübesi arasındaki kalite makasının bu kadar açık olmaması gerek. Lig başladıktan sonra bütün takımlar için transfer süreci daha hızlı gelişecektir. Art arda gelecek transfer haberlerine hazır olun.


BEŞİKTAŞ İYİ YOLDA

Biliyorum Beşiktaş'a gönül verenlerin sabrı tükendi ama bu takıma biraz daha zaman tanımak gerek. Yanlış anlaşılmasın, siyahbeyazlılar Midtjylland maçında iyi yolda olduklarını net olarak gösterdi. Rakibin erken eksik kalması maç içi dengeleri alt üst etse de geçen yıla göre çok daha dinamik ve ön alan baskısını doğru uygulayan bir Beşiktaş vardı sahada. Transfer süreci beklendiği gibi ilerlerse sezona erken havlu atan değil, sonuna kadar bütün yarışların içinde olan bir Beşiktaş izleriz. Hazırlık maçları gibi, sezonun ilk resmi maçı da siyah-beyazlı takımdaki en büyük sıkıntının bitiricilik problemi olduğunu ortaya koydu. Yönetimin zaten bu eksikleri giderecek kanat ve santrfor takviyesi için çalıştığını biliyoruz. Bununla birlikte savunma bölgesinin de derlenip toparlanmaya ihtiyacı var. Midtjylland maçından bağımsız olarak çözülmesi gereken bu sorunu işaret etmiş olalım. Stoper takviyesi şart. Yeri gelmişken Nübel iyi kumaş. Salih ve İlhan faydalı olacaklarını gösterdi. Cerny istekli ama biraz daha üretken olması gerek. Oh'un ise üst seviye maçların forveti olmadığını bir kez daha gördük. Beşiktaş'ın en önemli silahı yine kaptan Orkun'du. Geçen yıl bıraktığı yerden devam ediyor. Trossard'ın takıma katılması ve yeni transferin gelmesiyle birlikte bu takım çok daha üretken olacaktır. Yine de Midtjylland rövanşı kolay olmayacak. Bu aşamada biraz zaman, biraz da sabır gerek.


FENERBAHÇE'DE FARK NE?
Fenerbahçe ilk resmi maçını, Gornik Zarbze karşısında küçük bir avantaj sağlayarak geride bıraktı. Hazırlık maçlarıyla birlikte yakalanan dört galibiyetlik seri sezon başı için moral veren bir başlangıç oldu. Yeni transferlerden Ake bir devre, Greenwood on dakika kadar oyunda kalarak siftah yaptılar. Gerisi eski takım. Takım eski ama anlayış yeni. İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'si özellikle topu geri kazanma süresi açısından ciddi bir gelişim kaydetmiş gözüküyor. Bu süre ilerleyen dönemde daha da kısalacaktır. Takımın arzusu, dinamizmi, topa ve oyuna hâkim olma becerisi de gelişme göstermiş. Elbette daha kat edilecek çok mesafe var. Ama sinyaller iyi. Hazır bir Asensio'nun, Greenwood'un, Ake'nin, Vedat ya da yeni bir santraforun ilk on bir başladığı oyunda Fenerbahçe çok daha fazla şey vadedecektir. Yine de Kerem'in bıraktığı yerde saydığını, Skriniar'ın fiziksel kalitesinde sıkıntı olduğunu, Osterwolde'nin sol bek olarak hücum etkinliğinin zayıf kaldığını ve tüm iyi niyetlerine rağmen Fred ve İrfan Can'ın ilk on bir oyuncusu olmadıklarını belirtmekte fayda var. Bu arada önemli bir değişimin de Kadıköy'deki taraftar profilinde yaşandığını belirtelim. Maraton tribünü eski kimliğine dönecek gibi… Kale arkaları da oyunun çok daha içinde. Yazın ortası olmasına rağmen ilk resmi maçta çok güzel bir tribün atmosferi vardı. Bu gelişmeyi yabana atmamak gerek. Özetle, Fenerbahçe Polonya ekibini geçer. Sturm Graz maçına çok daha hazır çıkar. Play Off aşaması şüphesiz daha zor olacak ama bu yolun Şampiyonlar Ligi'ne çıkması kuvvetle muhtemel.

Kapalı kapılar ardında

Geçtiğimiz hafta bu köşede Fenerbahçe'deki teknik adam seçimine ilişkin bilgi vermiş ve "Aykut hoca ile kulübün arasında, yardımcı hocalar konusunda ciddi bir sıkıntı var. İş, birkaç isim üzerinde kilitlendi. Ama bilin ki çarşamba günü bu konu bir şekilde sonuçlanır" diye yazmıştım. Söylediğim gibi oldu! Volkan Demirel ve Kuyt konusunda Aykut Kocaman'ın geri adım atmadığını öğrendim. Başkan da "Hala mı Ömeroviç'i istiyor?" diyerek tepki göstermiş! Bir, iki ismin üzerinde daha durulmuş ama anlaşmazlığın odağında bu isimler var. Tabii görüşmeler hep Oğuz Çetin üzerinden yapılıyor. Aziz bey uzunca bir süre dayanıyor ama zaman daralıp, Kocaman geri adım atmayınca İsmail Kartal'a dönülüyor. Başkan'ın, "Artık kapris ve inat çekemem. Zaman Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyor" dediğini duydum. Aykut hoca da Oğuz Çetin ile son görüşmesinin ardından şehir dışına çıkıyor. Gerçi ortada sözlü bir mutabakat var ve Kocaman yardımcı hoca konusunun aşılacağını düşünüyor. Ancak çarşamba gününe kadar Dirk Kuyt konusundaki kararını bildirmeyince ibre İsmail Kartal'a dönüyor. Aykut hoca durumu haber alıp, Oğuz Çetin'e masaj attığında Çetin ve Kartal görüşme masasında. Aykut hoca elbette rüzgârın döndüğünü anlıyor ve çok üzülüyor. Sonrası malum… Artık Fenerbahçe için hayırlısı olsun demekten başka çare yok. İlginçtir, çevremdeki pek çok kişi "Böylesi daha iyi oldu. Aykut hoca gelse ilk puan kaybında tartışma başlardı" diyerek, İsmail Kartal tercihine sevindi. Aykut Kocaman'ın sergilediği duruşu takdir ediyorum. Ancak Başkan'ın bazı talepleri olacağı zaten başından beri belliydi. Oğuz Çetin'in Futbol Direktörü olacağını, Kocaman da çok iyi biliyordu. Beraber Guirassy ile zoom görüşmesi yaptıkları da doğrudur. Ama ortada böyle bir görev paylaşımı varken, Oğuz Çetin'in Samandıra'da odasının bulunmasından rahatsızlık duyduğu doğruysa ileride daha büyük sıkıntılar yaşanması da kaçınılmaz olacaktı. Bence eğri gemi, doğru sefer oldu!

TEK SUÇLU MONTELLA MI?

A Milli Futbol Takımımızın Kupası'nda iki maçta sıfır çekmesi tam bir hayal kırıklığına yol açtı. Beklenti çok büyük olunca, tepki ve üzüntü de aynı şekilde büyüdü. Üzerine bir de Curaçao'dan, Yeşil Burun Adaları'na, savaştan çıkan İran'dan, Avustralya'ya kadar hemen her takım canla başla mücadele edince tepkiler isyan boyutuna dönüştü. Malum, her şeyi uçlarda yaşamayı seviyoruz. Montella için "vurun abalıya" misali linç kampanyası başlattık. Başlattık da acaba doğru mu yaptık? Sahi, Montella üç yılda neler başardı hiç düşündünüz mü? Avrupa Şampiyonası'na katıldık ve çeyrek final oynadık. 24 yıl sonra Dünya Kupası vizesi aldık. Birkaç yıl önce C Ligi'nde debelenirken, Avrupa Uluslar Ligi'nin en üst seviyesi olan A Ligi'ne yükseldik. Peki, "Dünya Kupası'nda yapamadıkları" dediğinizi duyar gibiyim. Evet, İtalyan teknik adamın Dünya Kupası hazırlığı iyi değildi. Daha önce de söylediğim gibi seçimlerinde "aklı ile duyguları arasında" kaldı. Bazı oyuncularda gereksiz yere ısrar etti. Kabul edelim ki teknik adamlar da formsuz olabilir. Üstelik futbolcularımızın birçoğu da sakatlıktan yeni çıktığı için formsuzdu. Bazı oyuncuların mental açıdan hazır olmadığını da gördük. Bence federasyon bir akil futbol adamını (Hamit Altıntop örneği gibi değil) Milli takımlar sorumlusu yaparak, içeride daha sağlıklı bir ortam oluşturabilirdi. Velhasıl başaramadık! Şimdi kolay olanı yaparak sürek avı başlatmak yerine, bizde pek yapılmayanı tercih edip istikrara yönelsek ne kaybederiz? Fransa, İspanya, Arjantin gibi takımlar teknik adam istikrarını yıllardır başarıyla sürdürüp, sonuç almıyor mu? Seçimler, sonuçları belirler.

DEVŞİRME ZAMANI

Milli takımda ciddi anlamda bir bitiricilik sorunu var. Santrfor sıkıntımız net şekilde ortada. Burak Yılmaz ve Cenk Tosun'dan sonra gerçek anlamda bir golcü çıkaramadık. Dönem dönem kaleci ya da stoper sorunumuz olmuştu. O sıkıntıları aştık. Ama son yıllarda hiç bu kadar net bir golcü eksiği yaşamamıştık. Bu sorunu maalesef çözemedik. 4-6-0 gibi oynayıp Kerem'i ileri uçta değerlendirmek bir yere kadar! Her takıma her oyuna, bu şekilde karşılık vermek mümkün değil ki. Deniz Gül yeni yeni kendini buluyor. Eksiklerini gidermek için bir, iki yıl daha maç ritmi kazanması gerek. Bertuğ Yıldırım'ı Hoca kadroya almadı. Bu sezon yedi golü var. Onun da maç sayısının artması şart. Ben kadroda olmasını beklemiştim. Bu isimleri kullanmak, alt ligler dahil daha geniş çaplı bir genç oyuncu taraması yapmak şart. Fakat kısa vadede Mehmet Aurelio örneğinde olduğu gibi, bu kez bir devşirme santrafor bulabilsek iyi olacak. Avrupa'da pek çok milli takım böyle yapıyor. Sakın, "85 milyondan santrfor çıkmıyor mu?" güzellemesi yapmayın. Almanya'da 85 milyon ama ihtiyacı olunca ne devşirmeler çıkarttı! Son günlerde Championship de oynayan Kıbrıs asıllı Rhian Brewster ismi gündeme geliyor. Şartları uyan başka isimler var mı bilmiyorum. Ama kısa ve orta vadede bu şekilde palyatif çözümler üretip, kalıcı çözümler için zaman kazanmak gerekiyor.