CANLI
SKOR
Ali Gültiken

Ali Gültiken

Fenerbahçe’yi oynatmadılar

Beraberliğin arkasından oyuna baktığımızda bu maçı kazanamadığına üzülen tarafın olmaması gerekiyor. Dengeli bir karşılaşma oldu. Bu dengeyi sağlayan da Başakşehir'in 90 dakika boyunca oyun kontrolünü Fenerbahçe'ye vermemesiydi. Çok doğru savunma pozisyonu aldılar. İkinci bölgeye çıktıklarında muazzam baskı yaptılar. Özelikle kendi tehlike bölgelerinde Fenerbahçe'nin ne Kerem'le ne de Oğuz'la savunma arakasına inmesine müsaade etmediler. Asensio ve Fred'i hiç oyun içine sokmadılar. Merkezi o kadar iyi kapattılar ki, Fenerbahçe'ye cepheden şut atabilecek hiç fırsat tanımadılar. Geniş alanlardan yapılan yüksek ortalarda Fenerbahçe forvetlerine kafa vurma şansı tanımadılar. İşin hücum tarafını da oyunun ilk yarısında özellikle çok etkili oynadılar. Fenerbahçe'den çok daha fazla oyunu tehdit eden bir Başakşehir performansı gördük. Tüm bunların karşısında Fenerbahçe'nin duran toplardan fazla bir şansı da kalmamıştı. Bu fırsatı çok güzel bir zamanda yakaladılar ve Skriniar ile gole çevirdiler. Aslında dün akşamın Fenerbahçe adına maçın içindeki en değerli bölümleri bu dakikalardı. Bu kadar zorlu bir rakibe karşı etkisiz kalınan bir maçta atılan bu gole Fenerbahçe'nin daha çok sarılması gerekiyordu. Daha doğru savunma pozisyonunu eksiksiz yerine getirmesi gerekiyordu ama işin bu tarafını da doğru yapamadılar, oyunu da tutamadılar. Bahsettiğimiz etkili performanslarla Başakşehir oyuna tekrar ağırlığını koyarak, olması gerektiği gibi maça ortak oldu, golünü attı ve eşit bir dağılımla geceyi kapattı.

Jota golü koklayan bir adam!

Maçın en iyi adamı; Karagümrük kalecisi Grbic... Yani bu şu demek; Beşiktaş'ın etkili olduğu, çok pozisyon bulduğu bir maçı geride bıraktık. Beşiktaş, uzun zamandır oyunun tamamına bu kadar hakim olduğu bir maç oynadı. Bunda Beşiktaş'ın istekli oyununun yanında, hücum tarafındaki oyuncularının etkisi büyüktü. Cerny, Jota, Cengiz ve Orkun çok istekli göründüler. Hem gol pozisyonu ürettiler hem de gollere katkı sağladılar. Cengiz, penaltıyı kaçırmış olsa da Beşiktaş tarafında en iyi oyuncuydu. Çok istekli, arzulu, deneyen bir Cengiz izledik. El Bilal oyunun içinde çok görünmese de attığı gol mükemmeldi. Orkun'un da sahada oyuna liderlik ettiği, kalitesini ortaya koyduğu bir maç oldu. Jota; golü koklayan, kaleyi düşünen bir oyuncu… Karagümrük karşısındaki futboluyla "Daha uzun süreleri hak ediyorum" mesajını da vermiş oldu. Jurasek'le ilgili sıkıntı devam ediyor gibi görünüyor. Çok güvensiz ve çok top kaybıyla oynuyor. Bu kadar pozitif bir maç içinde bile bu görüntüsünü üzerinden atamadı. Bu maçın bir diğer özelliği de Beşiktaş'ın öne geçtiği karşılaşmalarda skoru tutamaması yönündeki negatif süreci de geride bırakması oldu. Hem goller attı hem de oyunu kontrol etti. Bu Beşiktaş adına değerli bir görüntüydü. Savunmanın da hata yapmadan oynadığı bir maç oldu. Ersin için de çok rahat bir akşamdı. Tek kurtarışını maçın sonunda yaptı. Kazanmak her zaman çok güzel. Hele deplasmanda oluyorsa çok daha değerli oluyor.

Abraham'a nasıl katlanıyorlar!

Bu maç bittiğinde Beşiktaş'ın hem üzüleceği hem de memnun olacağı taraflar var. Ligin en iyi oyununa sahip takımlarından biri olan Samsunspor'a karşı ortaya koyulan performansa baktığımızda gelişen taraflar var. Büyük takım oyununa daha yakın bir felsefe var. Rakibi baskı altına alma isteği var. Birçok şeyi sıralayabiliriz. Bu oyun Beşiktaş'ın oynaması gereken bir oyun. Taraftarın daha çok istediği ve beklediği bir oyun. Samsunspor gibi çok organize, kendi alanını çok iyi kapatabilen, bire bir temassız oyunu iyi oynayabilen, topa sahip olduğunda oyunun her türlü bölümünü oynayabilecek kaliteye sahip bir takıma karşı üstün oynamak da pozisyon bulmak da oyunun iyi tarafından değerlendirilebilir. Ancak bu tür bir oyun karşısında kazanamamak, santrfor pozisyonda Abraham'ın etkisizliğine katlanmak, kanat beklerini istediğin kadar hücuma katamamak gibi şeyler de öbür taraftan sıralanabilir. Beşiktaş'ın yakaladığından çok rakibe verilen gol pozisyonları var. Burada Ersin'in başarılı performansını gördük. Maçın adamı diyebiliriz, Beşiktaş'ı oyunda tuttu. Ersin'e ilaveten Ndidi'yi ve Cerny'i de maçı değiştirmeye çalışan oyuncular olarak ilave edebiliriz. Tabii ki, her şey bir yana Cengiz'in yaptığı gib i çok basit bir hatanın da bu tür maçların içerisinde olmaması gerekiyor. Büyük emek vererek bir yere getirmeye çalıştığınız oyunu, bu kadar basit bir hatayla kazanamadan bitirmek oyuncuların da canını acıtıyor.

Santrfor aradık!

Açık ara favori çıktığımız bir maçı negatif bir sürprize yer vermeden, güzel bir şekilde bitirdik. Aslında grupta olabileceklerden en iyisi dediğimiz pozisyonu da garantiledik. Bulgaristan'a karşı ilk maçı zaten çok açık ara net bir şekilde kazanmıştık. Bizim tarafta bunun verdiği güven varken Bulgaristan tarafında da doğal olarak neticeleri vardı. Kendi potansiyelleri ölçüsünde ayakta kalmaya çalıştılar. Ufak tefek yaptıkları hücum denemeleri ve buldukları pozisyonlar var. Ama bizi zorlayacak ve maçın skorunu değiştirebilecek bir direnç noktası oluşturamadılar. Daha doğrusu biz buna müsaade etmedik. Maçın ilk yarısında çok olumlu bir oyunumuz vardı. Kenan'ın, Arda'nın, Hakan'ın sahada yarattığı farkları keyifle izledik. Golümüzü de bulduk. Aslında bu gruptaki büyük işimizi ilk yarı itibariyle bitirmiş olduk.
İkinci yarı skorun verdiği güven ve rahatlık, grupta netleştirdiğimiz pozisyonumuzun verdiği güven duygusuyla oyun biraz daha rölantiye dönse de yakaladığımız pozisyonu değiştirmedi. Milli Takımımız birçok bölgede alternatifleri olan bir kadroya sahip ama santrfor bölgesinde nerede olursak olalım gözlerimiz yine daha etkili bir pozisyon oyuncusunu arıyor. Çünkü santrfor farklı özellikleri olan bir bölge. Bu tür maçlarda burada bir eksiklik hissi yaşamıyoruz ama 'Olsa daha iyi olurdu' duygusunu da içimizde yaşıyoruz. Dün gece Milli Takımımız Dünya Kupası yolunda aldığı bu galibiyetle hem hedefini hem de ülkemizin beklentisini bir adım daha yukarıya çıkarttı.

Kaptan gemiyi terk edince denge bozuldu

Beşiktaş, F.Bahçe maçına çıkmadan önce bir başlangıç senaryosu yazsa ilk 20 dakikayı yazardı. Mükemmel bir başlangıç, harika goller, oyun üstünlüğü, psikolojik avantaj… Hepsi Beşiktaş'ın istediği gibi gelişti. Bu kadar sıkıntılı süreçler yaşayan bir takım olarak derbiye böyle başlamak önemli bir başarı. Hem skor vardı hem de etkili bir oyun… İlk defa rakibine bu kadar kendi aralarında uzun süreli baskı yapabilen bir Beşiktaş oyunu, F.Bahçe'ye etkisiz hale getirdi. Toure'nin santrfordayken başarılı ve etkili olabileceğini görmek bu bölümde sevindiriciydi. Her şey yolunda, taraftar mutlu, kulübe mutlu sahadakiler mutlu ama Orkun'un gördüğü kırmızı kart her şeyi yerle bir etti. Kaptanın gemiyi erken terk etmesi oyun dengesini tamamen F.Bahçe'ye çevirdi. Beşiktaş'ı doğal olarak kendi yarı alanında daha sabırlı bir savunma yapabilmek dışında fazla alternatifi de kalmadı. Bir dönem Toure, bir dönem Rafa ile ön tarafta tek santrfor oynama düşüncesi aslında gol olmayan pozisyonlar da getirdi. Eksik kaldığınız derbi maçları hem saha mücadelesi hem de psikolojik direnç isteyen maçlar. Sürekli rakibinizin peşinden koşmak, belli alanda savunma yapmak kolay değil. Bireysel hatayı da hiç yapmamak gerekli… Faturası da ağır oluyor. Beşiktaş kendi adına çok şeyi pozitif yönde değiştirebileceği maçı maalesef bireysel yanlışlarla rakibine hediye etti.

Bayram yapılması gereken bir sonuç!

Beşiktaş'ın sevinmesi değil, bayram yapması gereken bir galibiyet. Oyunu rakibe bu kadar verip neredeyse topa hiç temas etmeden oynanan bir 90 dakikanın sonucunda iki farklı kazanmak mükemmel bir duygu. Beşiktaş'ın oyun bulmaktaki zorlu süreci Konya'da bir kez daha gördük ki, adım adım ilerliyor. Futbolun en temel gerçeklerinden birisi savunma. Bunun çeşitli uygulama şekilleri var. Hepsinin sonucu gol yememeye odaklı. Beşiktaş, Konya'da maçın ana unsurunu bunun üzerine kurdu. Maçın yıldızı da bu yüzden savunma oyuncuları Emirhan ve Paulista oldu. Karşılaşmanın büyük bir bölümünü kendi yarı alanında kalıp oynamak bir tercih meselesi ama biraz daha agresif ikinci bölge savunmasıyla rakip sahada daha fazla pozisyon üretilebilirdi. Bu tür zorlu maçlarda orta alan oyuncularının biraz daha oyuna müdahil olması önemli. Orkun'u, Rafa'yı, Ndidi'yi gözler oyun içerisinde aradı. Bir diğer yandan bu kadar sabırlı ve temkinli oyun dakikalar ilerledikçe rakipte de daha fazla açıklar oluşturdu. Abraham'ın attığı gole baktığımızda kontratak pozisyonunda yakalanan alan Beşiktaş'a skor olarak döndü. Oyunu bir kenara koyup, skorun 2-0 olması tarafından baktığımızda Beşiktaş adına güzel bir akşam diyebiliriz. Konyaspor karşısında alınan skor, camianın işlerin daha iyiye gitmesi, oyunun daha iyi olması yönündeki beklentilerini ve ümitleri tazeledi.

Camia artık yoruldu!

Beşiktaş'ın sorunları çok büyük. Kazanırken de zorlanıyor, öne geçtiğinde de sorun yaşıyor, mağlup duruma düştüğünde de aynı tabloyla karşı karşıya kalıyor. Maalesef ortaya çıkan oyun ve oyun gücü göremedik, göremiyoruz. Transferler, değişen teknik adamlar birbirini kovalıyor. Yalnızca bir maç olarak mı bakmak lazım, yoksa daha geniş bir açıdan mı değerlendirmek lazım noktasında iki tarafta da ciddi başarısızlıklar görünüyor. Son 5 yıldır ekim-kasım aylarında aynı kaderi yaşamaktan Beşiktaş camiası yoruldu. Sorumlu pozisyondaki herkesin kurduğu cümlelerin uzun metraj ve gelecek ifadeleri içermesinden de Beşiktaş camiası sıkıldı. Futbolun en temel konusu, günü ve anı doğru yönetmekten geçer. Buraya odaklanmak, buradaki adımları sağlam bir şekilde atmak gerekirken bunun yerine bıkıp usanmadan gelecek hayalleri satmak işin en kolay tarafı. Dün akşam bize bir kez daha gösterdi ki oyuncu almak değil, bu takım için doğru oyuncuyu almak önemli. Pahalı ve yıldız oyuncuyu değil bu takımın yıldızı olabilecek oyuncuları transfer etmek değerli. Gelecek olanların değil Beşiktaş formasını giyenlerin performanslarını en üst seviyeye çıkarabilmek bir başarı. Bugünü yok sayıp, elindekini değersiz görüp sürekli geleceği pazarlamaya çalışmak bugün Beşiktaş'ı yine karaya oturttu. Son yıllarda gördük ki, erken kaybedilen sezonların faturaları çok ağır oluyor. Sorun şu ki, bu faturaları ortaya koyanlar hesabı ödemeden sofradan kalkıyorlar. Beşiktaş camiasını büyük mutsuzlukla ve üzüntülerle baş başa bırakıyorlar.

Ayarlara dönünce

Futbolun kendi içerisinde çok basit kuralları var. Amatör maç için de Şampiyonlar Ligi için de milli takım seviyesi için de olmazsa olmazlar var. Birinci şart, motivasyonun yüksek olacak. Futbolda yüzde 99 yetmez, kazanan taraf her zaman yüzde yüzle sahadadır. Seviyeler değil, yüksek performanslar konuşur. Milli Takımımız maçın ilk yarısını kendine göre biraz daha gevşek bir seviyede oynadı. Futbolun kesin cevaplarından birini de ilk yarının sonunda elde ettiği skorla gördü.

İkinci yarı tamamen bu bahsettiğimiz ayarlara dönen, döndüğü andan itibaren de farkını yansıtan keyifli bir Milli Takım oyunu izledik. Bu yüksek temponun içine üstün yetenekler de girince arzu ettiğimiz skoru çok erken yakaladık. Kenan soyadı gibi parlayan bir yıldız olarak sahadaydı ve oyunu Bulgaristan adına erken bitiren futbolcu oldu. Hakan'ın, Arda'nın usta ayaklarına, Orkun'un da aynı seviyede eşlik etmesiyle oyun bizim açımızdan hem keyifli hem de büyük bir güvenle izlenir hale geldi. Bu maçın bize gösterdiği diğer bir şey de futbolda hangi skoru alırsanız alın, bitiş düdüğünden itibaren geçmişte kalmıştır. Milli Takımımız, gördük ki Bulgaristan maçına bir önceki karşılaşmanın tortusunu taşımadı. Bir sonrası için de olması gerektiği gibi iddiasını ortaya koydu. Yetenekler, birlikte hareket ettiğinde içine mücadeleyi ve azmi de kattıklarında sonuç doğal olarak dün akşamki gibi oluyor.